23 Ekim 2009 tarihinde
Cumhuriyet Kupası Satranç Turnuvası
başladı. 23 Ekim 2010
tarihinde Satranç Antrenörleri
Birinci Turnuvası yapıldı. 23
Ekim 2011 tarihinde Satranç
Antrenörleri İkinci Turnuvası
yapılacaktı. 21 Ekim 2011 Cuma
gecesi yapılacak ikinci antrenörler
turnuvasına katılmama kararı aldım.
Hem katılıp ne yapacaktım ki. Hafta
sonu sıkı bir şekilde matematik
çalışmam gerekiyordu. Zamanımı
satranca ayıramazdım. Nihai kararımı
vermem iyi olmuştu.
23 Ekim 2011 Pazar günü, sabah
saat 10 gibi odamda oturup ders
çalışmaya başladım. Bir yandan da 23
Ekim 2010 tarihini düşünüyordum.
Aradan saatler geçti. Acıktığımı
fark ettim. Üstelik biraz da ara
vermek gerekir diye düşündüm.
Telefonumda saate baktım. Saat
13.40'tı. Tabi telefonumun saati 2
dakika ya da 1 dakika ileri
olmalıydı. Bir yerlere geç kalmamak
için genelde saati bu şekil
ayarlarım. Odadan çıktım. Yan odada
annem ev temizliğini bitirmişti.
Elektrik süpürgesi de kapalıydı. O
anda camdan gelen sesler üzerine
deprem olduğunu anladım ve anneme
kaç deprem oldu derken bir anda
kendimi dışarıda buldum. Dışarıya
çıkar çıkmaz eve elektrik gitmesini
engellemek için sigortayı indirdim.
Deprem hâlen devam ediyordu. O anda
kanepede 1 aylık olan yeğenimi
unuttuğumuzu fark ettim. Tekrar
içeriye girip çıktığımızda deprem
artık bitmişti. Ama biz dışarıda
beklerken bile zaman zaman büyük
şiddetlerde depremler oldu. Gözlerim
de dolmuştu. Korkudan değil,
insanların korkularını gördüğüm için
gözlerim doldu. Aslında pek
şaşırmadım. Çünkü aylar önce bir
rüyamda deprem oluyordu ve tamamen
yok oluyordu dünya. Bir an yine rüya
gördüğümü sandım. Uyanmak istedim.
Ama uyanamadım. Çünkü bir gerçeğin
tam ortasındaydım. Depremin şiddetli
olduğunu anlamıştım ama o kadar çok
zarar verebileceğini düşünmemiştim.
Telefon şebekeleri ve elektrikler de
kesilmişti. Sular da kesilmişti. Bir
taraftan da lütfen bir bardak su
verin sesleri geliyordu.
Şanslıydım. Çok şanslıydım. Depreme
ayakta yakalandığım için şanslıydım.
O gün gözlerim doldu. Ağlamamak için
kendimi zor tuttum. İnsanların
telaşlarına bir de benim
gözyaşlarımın eklenmesi hoş
olmayacaktı belki. Ağlamak istedim,
ağlayamadım. Yardım etmek istedim,
yardım edemedim. Çaresizlikler
içerisindeydim.
***
Aradan günler geçmişti. 9'dan 9'a
bir gündü. Sevdiğim gündü. 9 Kasım
2011 gecesiydi. Deprem unutulmuştu.
Bayramın son gecesiydi. Hava iyice
kararmıştı. Hayat da normale dönmüş
gibiydi, ev sakinleri de hasarlı
oturulamaz denen evde derin bir
uykudaydılar. Bense bilgisayar
başında oturmuş, kullandığım GSM
operatörünün internet sitesinden
hattım hakkında bazı ayarlamalar
yapıyordum. Hatta müşteri
hizmetlerini aradım. Müşteri
hizmetlerinin bana buyurun demesiyle
birden deprem başladı. O kadar çok
gürültülüydü ki bir an
silkeleniyoruz sandım. Sonra çığlık
sesleri geldi evlerden. Kimisi
camdan atladı, kimisi de kanepeden
düşerek koşmaya başladı. Elektrikler
de kesilmişti. Karanlıklar içinde
sadece parlayan gözlerin gözyaşları
dışında bir şey görülmüyordu.
Böylesi bir günde ağlamak da ne
kadar güzeldi bir bilseniz. Sonra
radyo aracılığıyla depremin Edremit
üssü olduğunu öğrendik. Yıkılan
oteller vardı ama hangi oteller
olduğu belli değildi. Kurubaş
ve Hacıbekir Mahallesi'nin
üst taraflarındaki kerpiç yapılar da
yıkılmıştı. Oysa ilk depremden hasar
bile almamışlardı. Sonra mı?
İlk depremden pek etkilenmedim. Ama
ikinci depremde elim kolum resmen
kilitlendi. Aklımda iki şey vardı.
Ya bilgisayar masasının altına
girecektim ya da kapının olduğu
bölmede bekleyecektim. Bu iki
seçeneği bir saniyeden daha kısa bir
sürede düşündüm. Kaçamazdım. Kaçsam
geride kalanları kim kurtaracaktı?
Ama öte yandan kilitli olan kapıyı
da birinin açması gerekiyordu.
Elektrik da kesilmiş olmalıydı.
Bilgisayarın güç kaynağı da fazla
dayanamazdı ya. Acaba evdekileri
bilgisayar ekranının ışığı mı
kurtardı? Neyse ki kapıyı açtım.
Deprem de durdu. Ama ben susar mıyım
hiç? Anne anne diye bağırıyor
olmalıyım. Galiba çığlıklarımı
müşteri hizmetlerindeki kişi de
duydu ve depremi o da yaşamış
olmalı. Neyse ki yine kurtulduk. Ama
yine ağlamak istiyordum. Yine
gözlerim dolmuştu. Üstelik bu kez
ölümden o kadar dar bir sürede nasıl
kurtulduğumu da bilemiyordum. Ses
tonum bile değişmişti. Çok
korkmuştum. İnanın kendim için
korkmadım. Hemen arkamda uyuya
kalmış yeğenimi unuttuğum için
korkmuştum. Ailem içerden sağ
kurtulamaz diye korkmuştum. Kilitli
kapıyı ilk açıp dışarıya çıkan
bendim. Sonrası ise acı...
23 Ağustos 2011'de ilimizin yerel
haber sitesinde köşe yazarlığına
başladım. 23 Eylül 2011'de bir proje
çıkarmıştım. Nedense ben 23 Ekim
2011 tarihini dört gözle
bekliyordum. Kalbini kırdığım biri
vardı. Özür dilemek için 23 Ekim
2011 tarihini bekledim. Nedense
birileri bana yine kızdı.
23 Ekim 2011 Van depreminde bir sır
olmalı. Bir şifre olmalı. Muhakkak
bu depremin bir anlamı olmalı. Ben
kendimce anladığımı bu depremden
çıkardım. Ancak bu deprem tesadüf
müydü? Neden 23 Ekim? Neden 13.41?
Diyelim ki tesadüf. Peki, 9 Kasım
2011 Van depremine ne demeli.
Bayramın son gününde bayram oteli de
son buluyor. Çok garip.