"Aradan günler geçmişti. 9'dan 9'a
bir gündü. Sevdiğim gündü. 9 Kasım
2011 gecesiydi. Deprem unutulmuştu.
Bayramın son gecesiydi. Hava iyice
kararmıştı. Hayat da normale dönmüş
gibiydi, ev sakinleri de hasarlı
oturulamaz denen evde derin bir
uykudaydılar. Bense bilgisayar
başında oturmuş, kullandığım GSM
operatörünün internet sitesinden
hattım hakkında bazı ayarlamalar
yapıyordum. Hatta müşteri
hizmetlerini aradım. Müşteri
hizmetlerinin bana buyurun demesiyle
birden deprem başladı. O kadar çok
gürültülüydü ki bir an
silkeleniyoruz sandım. Sonra çığlık
sesleri geldi evlerden. Kimisi
camdan atladı, kimisi de kanepeden
düşerek koşmaya başladı. Elektrikler
de kesilmişti. Karanlıklar içinde
sadece parlayan gözlerin gözyaşları
dışında bir şey görülmüyordu.
Böylesi bir günde ağlamak da ne
kadar güzeldi bir bilseniz. Sonra
radyo aracılığıyla depremin Edremit
üssü olduğunu öğrendik. Yıkılan
oteller vardı ama hangi oteller
olduğu belli değildi. Kurubaş
ve Hacıbekir Mahallesi'nin
üst taraflarındaki kerpiç yapılar da
yıkılmıştı. Oysa ilk depremden hasar
bile almamışlardı. Sonra mı?
İlk depremden pek etkilenmedim. Ama
ikinci depremde elim kolum resmen
kilitlendi. Aklımda iki şey vardı.
Ya bilgisayar masasının altına
girecektim ya da kapının olduğu
bölmede bekleyecektim. Bu iki
seçeneği bir saniyeden daha kısa bir
sürede düşündüm. Kaçamazdım. Kaçsam
geride kalanları kim kurtaracaktı?
Ama öte yandan kilitli olan kapıyı
da birinin açması gerekiyordu.
Elektrik da kesilmiş olmalıydı.
Bilgisayarın güç kaynağı da fazla
dayanamazdı ya. Acaba evdekileri
bilgisayar ekranının ışığı mı
kurtardı? Neyse ki kapıyı açtım.
Deprem de durdu. Ama ben susar mıyım
hiç? Anne anne diye bağırıyor
olmalıyım. Galiba çığlıklarımı
müşteri hizmetlerindeki kişi de
duydu ve depremi o da yaşamış
olmalı. Neyse ki yine kurtulduk. Ama
yine ağlamak istiyordum. Yine
gözlerim dolmuştu. Üstelik bu kez
ölümden o kadar dar bir sürede nasıl
kurtulduğumu da bilemiyordum. Ses
tonum bile değişmişti. Çok
korkmuştum. İnanın kendim için
korkmadım. Hemen arkamda uyuya
kalmış yeğenimi unuttuğum için
korkmuştum. Ailem içerden sağ
kurtulamaz diye korkmuştum. Kilitli
kapıyı ilk açıp dışarıya çıkan
bendim. Sonrası ise acı..."
23 Ekim 2011 tarihindeki 7.2
şiddetindeki depremden sonra hayat
normale dönüyor denildi. Bizler de
bu sözden yola çıkarak moral
düzeylerimizi yüksek tuttuk. Ama
Mübarek 9 Kasım 2011 gecesindeki
ikinci bir deprem bu moral
düzeylerimizi altüst etti. Yeni bir
deprem dedim; çünkü 5.6 olarak
açıklanan depremin artçı ya da ilk
depremin parçası olduğuna
inanmıyorum.
Vali İstifa Sloganı
Deprem sonrası bazı gruplar toplanıp
"Vali İstifa!" şeklinde
sloganlar attılar, bağırdılar ve
çağırdılar. Peki, Vali gerçekten
istifa etti mi? Bu tür durumlarda
öncelik can kurtarmaya verilir.
Bir kesim bir yönetimden memnun
değilse istifa etmesini daha güzel
bir şekilde ve yasal kurallar
çerçevesinde isteyebilir. Ancak
aniden ortaya çıkıp slogan atmak da
hoş bir durum değildir.
Orta ve ağır hasarlı olmayan evlere
girilmesi konusunda valimiz haklı
olabilir. Ama keşke bilimsel bir
araştırma sonrası bu sözler sarf
edilseydi. Daha Van depreminin sırrı
bile bulunmuş değilken bu yönde
sözler sarf etmek halkı
sinirlendirdi. Hatta sesini
çıkarmayan halk belki de valimiz
doğru söylüyordur, evlerimize
dönelim dediler. Ama sonra ne oldu?
Yanıldılar. Büyük bir deprem daha
oldu ve keşkeler sahneye çıktı.
Devleti karalamak isteyen çevreler
sürekli halkı kışkırtmakla beraber
5.6 şiddetindeki depremin 8.2 olduğu
yönünde iddialar öne sürmekteler.
Peki, sizler 8.2 olduğunu nereden
biliyorsunuz? Kâhin misiniz? Uzman
mısınız? Profesör müsünüz? Nesiniz
siz? Japonya depremi 8.2 olarak
ölçtü demekle devleti
karalayacağınızı sanmayınız. Madem
Japonya 8.2 dedi o hâlde kanıtınız
nerede? Hani göremiyorum! Ki
Japonya'nın bu yönde herhangi bilgi
açıkladığına inanmıyorum. Konu
hakkında tüm Japon internet
sitelerine de baktım ama bir
açıklama yok.
Depremin şiddetinin 5.6 olduğuna
inanmak ya da inanmamak. Belki şiddeti biraz
daha fazladır ya da aksine biz
yanılıyor da olabiliriz. Çünkü
deprem Edremit üssü ve Edremit de il
merkezine pek uzakta değildir.
Kandilli Rasathanesi Ve Deprem
Araştırma Enstitüsü (KRDAE)
belki de depremi yanlış ölçmüştür.
Bu konuda bir kesinliğimiz ya da bir
kanıtımız yok. O hâlde bu zor
süreçte deprem şiddetini tartışmayı
bir yana bırakalım.
Okur-yazar olmayan halkın bir kısmı
deprem şiddetinin yanlış ölçüldüğü
kanısına inandırılmış durumdalar.
Kimisi SMS'lerle, kimisi de sosyal
ağlarda bunu yayarak halt olmaya
çalışmaktalar. Boğaziçi Üniversitesi
Kandilli Rasathanesi ve Deprem
Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr.
Mustafa Erdik bir açıklamasında
"Ana şok 7,2 olduğu için 6,2'yi
görme ihtimali var. Şu anda en
yükseği 5,6 civarında kaldı. Bu
bölgede, Türkiye'deki yanal atımlı
faylara göre artçı şok aktivitesi
çabuk sönmüyor. Bir süre daha artçı
sarsıntılar devam edecek gibi
duruyor" sözlerine de yer verdi.
Sayın Erdik bu konu haklı olabilir.
Ama ya 8.2 şiddetinde deprem olsa ve
bunu bize 6.2 diye duyursalar ne
olacak? Nasıl güveneceğiz? Siz
değerli okuyucularımın aklını daha
fazla karıştırmak istemiyorum. Bu
konuda tercih yapma hakkımız yoktur.
Güvenmek zorundayız.
Bu ülkenin
bizim olduğuna inanıyorsak güvenmek
zorundayız.
Güveni sarsılan halk kendine sorular
sormalıdır. Empati yapmalıdırlar.
Sürekli bizler için, ülkemiz için
çalışan KRDAE'ya biraz da hak
verelim. Onlar bu işin uzmanı ve
bizden daha bilgililer. Eğer
onlardan daha bilgili olduğumuza
inanıyorsak gidip orada çalışalım.
Yok, eğer boş boş konuşup devleti
karalamaksa amaç susmak en
hayırlısıdır.
Bayramın Son Gecesi Bayram Oteline
Son
Bayramın son gecesinde büyük
şiddetli bir depremin olabileceğini
ve bu depremde Bayram Oteli'nin
yıkılabileceğini nerden bilebilirdik
ki? Ne garip bir tesadüf değil mi?
Burada halkın kulağına küpe
olabilecek bir mesaj var gibi.
Görmek isteyenlerin çoğu gördü.
Hatta birçok köşe yazarı bu konu
hakkında yazılar yazdılar. Demek ki
istersek birçok şeyi görebiliriz.
Van'a gelen yardımları görmek gibi.
Uzmanlar hep ne dediler?
Dediler ki hasarlı yapılara
kesinlikle girmeyiniz. Peki, neden
onları dinlemedik? Neden ders
almıyoruz? İl merkezinde 25 bina
yıkılmış olabilir ama çevre
mahallelerde kerpiçten yapılmış
yapılar ve harç olarak çamur
kullanılan yapıların çoğu da
yıkıldı. Ve çoğunun da ön hasar
tespitine hasarlı ve oturulamaz
denilmişti. Buna rağmen halk bu
yapılara girdi. Bu hasarlı yapılara
girenlere hem kızıyorum hem de
kızmıyorum. Nedenini birazdan
öğreneceksiniz. Eğer evlerinin ön
tasar tespitine hasarlı ve
oturulamaz denilmişse buna rağmen de
bu kişilere çadır ya da konteynır
(konteyner) verilmemişse elbette
ki evlerine girmekten başka çareleri
olmayacaktır. Maddi durumu iyi
olanlar kendi imkânlarınca
kendilerine çadır temin edebilirler.
Aynı şekilde eğer evlerinin ön tasar
tespitine hasarlı-oturulamaz
denilmişse, buna rağmen de çadır
alabilmişlerse ve bu çadırları da
yaylada kullanmak üzere köylerine
yollamışlarsa gelip de devleti
suçlamasınlar.
Van'da Hayat Durdu mu?
Van'da hayat durmadı. Aksine
insanlarımız daha özverili bir
şekilde yaşam mücadelesi
vermekteler. Van ilimizde hayatın
dışında bazı vazgeçilmezlerimiz
durdu. Mesela Van'da eğitim ve iş
hayatı durdu. 20 güne yakındır
öğretmenlerinden, okulundan,
arkadaşlarından uzak kalan
öğrenciler çok etkilendiler. Daha
birinci sınıf öğrencileri A harfini
öğrenmişken heyecanla ikinci harfin
öğretileceği pazartesi gününü
beklerken depreme yakalanacaklarını
bilmiyorlardı. Deprem nedeniyle
eğitimin ertelenebileceğini bile
bilmiyorlardı. Hem onlar depremin ne
olduğunu da bilmiyorlar. Şimdi
onları merak ediyorum, acaba ne
durumdalar?
ÖSYM Resmen Alay Etti
Ey ÖSYM sen ki bir kurumsun. Sen ki
devletimizin kurumusun. Sen ki bizim
kurumumuzsun. İnsanlarımızın Van
dışında istedikleri bir ilde sınava
girmeleri zaten en doğal haktır. Sen
gelip bunu kolaylık diye reklâm
yaparsan halk sana karşı da
ayaklanacaktır. Düşünsenize Van
ilinde sınavdasınız ve o anda deprem
oluyor. Sınavdan çıkmak da yasak! Ne
olacak peki? Ölümü mü bekleyeceğiz?
Ne kadar saçma değil mi?
YGS ve LYS'ye hazırlanan öğrencileri
zor bir süreç bekliyor. Yaklaşık 20
gündür dershanelerinden ve
okullarından uzak kalan öğrenciler
artık ders de çalışamıyorlar. Hem o
soğuk çadırlarda, sigara içilen
çadırlarda, gürültülü çadırlarda,
çok dar çadırlarda nasıl
çalışabilirler ki? Bunun hesabını
sorma hakkımız belki yoktur. Ama
öğrenci kardeşlerimize kolaylık diye
olması gereken zorunluluk
gösterilirse işte o zaman hatanın
alasını yapmış oluruz.
Allah'a Şükür
Lütfen sürekli rabbimize şükredelim.
Eğer 23 Ekim 2011 tarihindeki deprem
pazar değil de pazartesi ya da gece
saatlerinde olsaydı daha çok can
kaybımız olacaktı. Bundan dolayı
rabbimize şükredelim. Aynı şekilde 9
Kasım 2011 tarihindeki depremde de
şanslıydık. Rabbime binlerce
şükürler olsun ki okulların açık
olmadığı bir dönemde deprem olması
can kaybımızı azalttı. İsterdim ki
can kaybımız olmasın takan mı var sanki?
Şuana kadar depremden etkilenenlere
ve yakınlarını kaybedenlere
rabbimden sabırlar diliyorum.
Hayatını kaybetmiş vatandaşlarımızın
ve çok uzak diyarlardan gelip
ülkemizde hayatını kaybetmiş diğer
ülke vatandaşlarının da mekânı
cennet olsun dileklerimle...
"Kim ne derse desin bu ülke her zaman bize sahip çıkacaktır."