Bir cadde düşünelim Van ilinde...
Herkesin bildiği, yürüdüğü ve
gürültünün hâkim olduğu bir cadde
olsun...
Doğunun incisi olarak tanımlanan Van
ilimizin Cumhuriyet Caddesi'nden
bahsetmek istiyorum. Bu caddemizde
hemen her gün göze çarpan bazı
durumlar söz konusudur. Aklınıza
hemen inşaat ya da yol yapım
çalışmaları gelebilir. Ama bunlar
değil. Daha önemli ve üzerinde
durulması gereken bir konu. Evet,
bugünkü konumuz Cumhuriyet
Caddesi'nde yıllardır eksik kalmayan
ve her sene aralarına yeni
bireylerin de katıldığı dilenciler
ile çocuklardan bahsedeceğim.
Cumhuriyet Caddesi'nde dilenen
insanlardan; selpak, sakız gibi
şeyler satan çocuklardan ve aç kalanlardan
haberdar mıyız? Haberimiz varsa eğer
bu bireyleri ne kadar tanıyoruz?
Dilencilerin hepsi gerçekten yoksul
mudur? Selpak satan tüm çocukların
ailelerinin maddi durumu kötü müdür
gerçekten? Dilenmeyip açlıktan
ölenler için bir şeyler yapıyor
muyuz?
İnsanoğlu geçmişten bugüne ve bugünden
yarına hayatını sürdürmek için yeme
içme gibi ihtiyaçlarını karşılamak
zorundadır. Aksi durumda kişinin
hayatını sürdüremeyeceğini
biliyoruz. Bunun için kişi ya
çalışır, ya birinden yardım alır ya
da dilencilik yaparak bu
ihtiyaçlarını karşılar. Ancak
dilencilik olayını ülkemize yakışık
bir durum olarak görmüyorum. Gerek
komşu gerekse de komşusu olmayan
ülkelerde en basit bir olayda bile
yardım elini esirgemeyen Türkiye
dilenciler konusunda gereken
hassasiyeti veriyor mu, vermiyor mu
gibi endişelerim var. Öbür yandan
dilenciler dışında bir de caddede
selpak, sakız gibi ürünler
satan çocuklar da gözden kaçmıyor.
Ki isteseniz dahi gözünüzden
kaçıramazsınız. Çocukların sizin
kolunuza girmesi; "abla, abi,
amca, teyze, dayı" gibi
kelimelerle arkanızdan seslenmesi; "sevdiğinin başına
n'olur bir tane al" demesi
gözden kaçacak bir durum olmasa
gerek! Hadi o anda selpak ya da
artık sattığı şey neyse aldık
diyelim. Peki, sonra ne olacak?
Benim almam, Ali'nin alması,
Mehmet'in alması ya da sizin almanız
neyi değiştirecek? Bu çocuk yine
gelip size bir şeyler satmak
istemeyecek mi? Siz yarın da bu
caddede geçmeyecek misiniz? Aynı
durum dilenciler için de geçerli
değil midir? Siz bir dilenciye para
verdiğinizde başka gün de oradan
geçtiğinizde yine sizden para
istemeyecek mi? Siz belki çok
zenginsiniz, her gün sizden para
istemesi umurunuzda değildir ve
rahatlıkla tekrar tekrar para
verecek gücünüz vardır. Peki, ya
parası olmayan ya da parası olup da
bu paraya kıyamayanlar ne yapacak?
Ne Yapılmalı?
Öncelikle dinlemek, görmek ve onlara
şans vermemiz gerekiyor. Nasıl mı?
Tabi ki iletişim kurarak... En
basitinden bir çocuğa "neden
selpak satıyorsun?" sorusunu
sorabiliriz. Muhtemelen çocuk bu
soruya cevap veremeyecektir. Cevap
verse de "para kazanmak için"
şeklinde bir yanıt olabilir. Çünkü
bu soruyu anlayacak yaşta değildir
belki. Hatta bazıları ben fakirim,
babam çalışmıyor, paramız yok
demekten utanç duyuyor. O hâlde
sorumuzu değiştirmemiz lazım. Farklı
bir şekilde onlarla iletişime
geçmeliyiz. Onları rencide etme gibi
bir hakkımız yok. Neticede
rencide etmediğimizi düşünsek de
karşı tarafın ne düşündüğünü
bilemeyiz. Öbür yandan bazıları üç
beş kuruş yardım ettikten sonra ben
olmasam açlıktan ölürdün der ya; işte o duruma gelmemeli!
Dilencilerle de ancak iletişime
geçerek onlara yardımcı olabiliriz.
Eğer gerçekten bir güvenceleri yoksa
ve devlet onlara yardım etmiyorsa
durum yetkili kurumlara
bildirilebilir. Bir stadyuma trilyon
dolarlar harcayan bir devlet bu
insanlarımızın rahata kavuşmalarını
sağlayacak güce sahiptir diye
düşünüyorum. Bir Başbakan Van'ın
Cumhuriyet Caddesi'ni bilmez.
Türkiye'de on binlerce cadde var.
Hatta belki daha fazla vardır.
Caddeler dışında sokakları da
eklersek işin içinden çıkamayız.
Demek istediğim başbakan da olsanız
cumhurbaşkanı da olsanız herkesi
bilmeniz size güç gelebilir. Ki
bundan dolayı bakanlıklar,
valilikler, belediyeler var. Bundan
dolayı biz varız. Birbirimizi
bilmek, yardımlaşmak, el ele vermek
için varız. Varsa bir aksi durum
bunu biz bildireceğiz. Vali
bilmiyorsa biz bildireceğiz.
Sanmayın ki bunu yaparak bir yere
varılamayacağını. Emin olun
Ankara'da dilenci görmeyen biri Van
ilinde de dilenci yoktur diye
bilebilir.
Bizler olaylara sadece kendi
penceremizden bakıyoruz. Karşı
taraftaki kişiyi düşünemez hâle
gelmişiz. Sadece yorumluyoruz. Bir
şeyler yapmak için belki de uğraşmak
istemiyoruz ya da bu durumdan
haberdar değildik. Eğer değildik
diyorsanız, artık haberdarsınız.
Sizin de el uzatacağınız bir el
vardır elbette. Yaptığım
araştırmalara göre dilencilerin çoğu
zengin oldukları hâlde dileniyorlar.
Sokakta, orada burada bir şeyler
satan çocukların çoğu ise aileleri
tarafından ticarete atılma niyetiyle
çalışmaktadır. Bazıları ise ailenin
maddi durumu gerçekten kötü olduğu
için çalışmaktadır. Bunu artık
bildiğimize göre bu çocuklarla
sohbet edecek miyiz? Onları
dinleyecek miyiz? Bunları çoğumuz
belki yapmayacak. Aman ne
uğraşacağım sokak çocuklarıyla gibi
düşünceler olacak. Hadi bunu da
geçelim. Peki, ya hiç dilenmeyip
açlıktan ölenlere ne demeli? Sokak
çocuklarını en azından görüyoruz. En
azından aç kalmıyorlar. Ama öte
yandan aç kalanları da unutmamak
gerekir. Bu insanlarımıza da el
uzatmamız lazım. Düşünsenize bir
parça ekmek bulamayan bir sürü insan
var içimizde. Hangi milletten olursa
olsun sonuçta bir insan açsa, ona el
uzatmak görevimiz olmalıdır. Hem
birine yardım etmek için zengin
olmak şart değildir. Zaten herkes
kendine göre zengindir. Aç
kalanların kalbi o kadar çok zengin
ki, onların bir duası belki sizi
cennete götürecektir. Kim bilir ama
el uzatmak o kadar güzel bir duygu
ki, sizler yaşadınız mı bilmiyorum.
Ama inanın el uzatan hiçbir insan
pişmanlığı tatmayacaktır.
Bugün 23Ağustos 2011
Salı. Mübarek Ramazan Şerifleri'nin
23. günü. Ramazan da bitmek
üzere... Bu mübarek ayda inanıyorum
ki halkımız yoksullara elini
uzatacaktır. Önümüzde Kadir Gecesi
var. Önümüzde nice güzel günler var.
Hadi artık bir yerden başlayalım.
"Farkında olmalı, artık benim haberim var demesini bilmeli..."