Birazdan anlatacaklarım bir gün tartışılacak.
Yok, pahasına iddialar öne
sürülecek. İşte o zaman dağlar da
kardan geçmiş olacak.
Beklemiyorduk türünden saçma sapan
açıklamalar yapılacak. Bazıları da
gönül uğruna acıları unutmak
isteyecek. Dünya bir müziğin
senfonileri gibi olsaydı denilecek.
Birileri bir şeyler yapmak
isteyecek, ama sonrasında elden bir
şey gelmedi denilecek. Sadece hüznün
sahnelendiği bir film olacak. Ne
zaman mı? Her zaman dediğim gibi hiç
umulmadık bir vakitte. Şafakla
beraber gelen ilahi sesin
güzelliğinden sonra... Güneşli bir o
kadar da sıcak bir günde...
Van iki büyük deprem yaşadı. Tabi herkese göre
büyük mü tartışılır. Depremden önce
gündemde deprem hiç yoktu
diyebiliriz. Bırakın gündemi
ülkemizde deprem uzmanları
uyuyorlardı adeta. Sonra Van'da 7.2
şiddetinde bir deprem oldu ve gündem
deprem oldu. Etrafta sayısız deprem
uzmanı konuşmaya başladı. Hatta bu
süreçte depremden anlamayanlar bile
uzman oldular. Bazıları deprem
şiddetini, bazıları da depremden
sonra yeni depremler olabileceği
üzerinde tartıştılar. Öyle bir
tartıştılar ki aradan bir ay geçince
susar hâle geldiler. Peki, halk da
susmayı denedi mi? Aksine o
uzmanların yerine halk oturdu desek
yerinde bir söz olur. Gerçekten de
öyle. Her kulaktan bir ses giriyor
ve bu ses kulaktan kulağa ulaşarak
dedikoduya dönüşüyor. Kimisi bilim
adamları açıklama yaptı, yakında Van
yerle bir olacak diyor. Kimisi de
Japonya şunu açıkladı türünden
tedirginlik yaratacak diyalogları
gündeme sürüklemeye çalışıyorlar.
Vanım sen korkuyor musun? Bir deprem daha
olursa ayakta kalmayı başarabilir
misin? Sesimi duyan var mı sözlerine
hep bir ağızdan Van yaşıyor der
misin? Eminim hazırsındır. Şimdi
Ümmü Şen'nin Gönül Geçmiyor
adlı eserinin sözleri ile deprem
sonrasını düşünelim. Ardından eğer
imkânımız varsa bu eseri dinleyelim.
Van, tarihi boyunca deprem acısını yaşamıştır.
Hatta ülkemizdeki fayları
incelediğimizde Van ilinin çok
riskli olduğu görülecektir. Şimdi
Van ilinde tarih boyunca yaşanmış ve
yaşandığı söylenen bazı büyük
depremleri sıralayalım:
Depremleri detaylı incelersek çok ilginç
sonuçlarla karşılaşılabiliriz.
Mesela Van'ın hem güneyinden hem de
kuzeyinden depremler olmuştur. Bu
demek oluyor ki depremler tek bir
noktada toplanmamıştır. Aynı şekilde
bu depremlerin çoğuna Kandilli
Rasathanesi Ve Deprem Araştırma
Enstitüsü (KRDAE) resmi web
sayfasından ulaşamıyorsunuz.
Ulaşsanız da karşınızda yanlış bilgi
görürsünüz. Örneğin 2011 yılı
Tabanlı üssü depremi 7.2 şiddeti
yerine 6.6 olarak yazılıdır. Aynı
şekilde depremin yaşandığı birçok üs
bölge de yanlış yazılmıştır. Bu
demek oluyor ki hem sorumsuzluk var
hem de yetersizlik var. Uyarsanız da
hatayı düzeltmeye çalışmazlar. Sanki
hatalardan memnunlarmış gibi
önemsemezler talebinizi. O hâlde bu
konuda biraz daha hassasiyet
gösterilmeli. Eğer teknolojik
bakımdan yetersizsek bu yeterli hâle
getirilebilir.
1881 yılı depreminde Van Kalesi civarındaki Van
Şehri yerle bir olmuştur. Bunun
üzerine günümüzdeki Van yukarıya
taşınmıştır. Şimdi 2011 yılında
yaşadığımız deprem sonrası Van'ın
tekrar başka yere taşınması gündeme
oturdu. Peki, gerçekten çözüm bu
muydu? Eğer sizin bünyenizdeki
belediye, valilik ve diğer kamu
kurumları görevlerini olması gereken
gibi yapmazlarsa nereye taşırsanız
taşıyın depremden kurtulamazsınız.
Hasar gören ve yıkılan binalar neden
yıkıldı? Kaçının ruhsatı vardı? Kaçı
her sene depreme karşı denetleniyordu?
Kaçında depreme hazırlık vardı?
Kesinlikle ders almıyoruz. 1881,
1945 ve 1976 yıllarını hiç
düşünmüyoruz. Bu yıllarda yaşanan
felaketi öğrenmek istemiyoruz. Belki
1945 yılı depreminde can kaybı
vermedik, ama ortaya çıkan korku can
kaybının korkusundan daha fazlaydı.
Depreme yönelik raporlar ve deprem
tahminleri yetkili kurumlara da
bildirilmedi değil. Muhakkak bu
konuda bir çalışma olmalıydı. Ki
vardı. Peki, sonuç? Sonuç çok basit;
siz nasıl ki bir yere dilekçe
verince dilekçeniz çöpe atılıyorsa
burada da aynı şey yapıldı.
Düşünceler çöpe atıldı. Deprem
ülkesi olduğumuzu unuttuk. Depremi
takmadık, unuttuk. Ama deprem bizi
unutamazdı. O bizi severdi. Üstelik
çok severdi.
2011 yılı Van depreminde rabbimin kudretini de
bir kez daha anlamış olmalıyız. Azra
bebeğin kurtulması, çekmece içinde
bebeğin hayata kalabilmesi ve diğer
sayamadıklarım. Bebek kendi kendine
çekmeceye girmiş olamaz ya. Bu
kesinlikle rabbimin merhametinin bir
sonucudur. Ama biz ne yaptık? Bebek
üzerinden olmadık reklâmlar yaptık.
Ama bir Allah'ın kulu ellerini
göklere açıp rabbimize şükretmedi.
Afganistan, Irak, İran, Filistin, Arnavutluk,
Azerbaycan, Birleşik Arap
Emirlikleri, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti, Tunus, Türkmenistan,
Uganda, Umman, Ürdün, Yemen, Somali,
Sudan, Surinam, Suriye, Suudi
Arabistan, Kazakistan, Kırgızistan,
Kosova, Kuveyt, Lübnan, Mısır,
Bosna-Hersek, Bahreyn, Bangladeş,
Batı Sahra, Benin, Brunei, Burkina
Faso, Cezayir, Cibuti, Çad, Eritre,
Endonezya, Fas, Fildişi Sahili,
Gabon, Gambiya, Gine, Gine Bissau,
Guyana, Kamerun, Katar, Libya,
Kuveyt, Lübnan, Mısır, Komor,
Makedonya, Maldivler, Malezya, Mali,
Moritanya, Mozambik, Nijer, Nijerya,
Özbekistan, Pakistan, Senegal,
Sierra Leone, Tacikistan, Togo ve
Türkiyemiz. Bu ülkeler Müslüman
ülkesi değil mi? Bu ülkelerin
çoğunda son yıllarda felaketler
yaşanmadı mı? Ve hâlen de yaşanmıyor
mu? Dikkat ederseniz birileri
Müslümanları ortadan kaldırmaya
çalışıyor. Ama bir yandan da ülkenin
kendi içerisinde isyanlar çıkarması
bu acının sadece bir yüzü. Orada
gündemde belki de yarına yaşamak
vardır. Ülkemizde de terör ve
deprem. Diğer ülkeler peki? Japonya,
Fransa, ABD, Çin, İsrail... Onların
keyfi yerinde. Hem onlar dünyaya
hükmediyor ya.
Müslüman ülkeleri en kısa sürede toparlanmalı
ve kendi içerlerindeki isyanları can
kaybı vermeden çözmelidirler. Dünya
karmaşık bir süreçte... Afganlı,
Iraklı, Somalili, Filistinli
kardeşlerimizin acılarını saymama
gerek yok. Hepiniz bunun farkında
olmalısınız. Ama hep içimizde bir
"ama" sözcüğü... Ülkemize sahip
çıkmıyoruz. Van'da deprem oluyor ve
normalden daha basit karşılıyoruz.
Oysa bundan büyük bir ders
çıkarmamız gerekiyordu. Oysa bu
depremde bir sır vardı. Bazıları 35
yılda bir Van'da deprem oluyor ve
deprem olacak dediler. Aldığınız
ders bu muydu? Çözdüğünüz sır bu
muydu? Sizlere saygım var ama
düşüncelerinize kesinlikle
inanmıyorum. 35 yıllık bir aranın
olması kesinlikle tesadüf.
Van üşüyor, Van donuyor... Van soğuk bir süreç
geçiriyor. Öte yandan bazı uzmanlar
ve uzman olduklarını iddia eden bazı
kesimler Van'da büyük bir depremin
olabileceği yönünde uyarıyorlar. Bu
uyarılar karşısında hükümetimiz
basının üzerine gitmekte ve
insanları tedirgin edecek haberleri
vermemeleri hususunda uyarıyor.
Doğru mu yapıyor? Gerçekten tedirgin
olur muyuz? Yarın 9.7 şiddetinde bir
deprem olacağını bilseydik ne
yapardık? Siz bunları düşünürken ben
hükümetin yanlış bir yol izlediğini
açıklamak istiyorum. Eğer ülkenin
resmi deprem kurumu KRDAE
tatmin edici açıklamalar yapmazsa,
sürekli deprem hakkında
bilgilendirmeler yapmazsa halk
elbette çareyi başka uzmanlarda
arayacaktır. Bu da doğal bir haktır.
Ayrıca deprem olacaksa şayet, halkın
bunu bilmesi haktır. Gerekirse
tedirgin olsunlar ama bilsinler.
Bilsinler ki hazırlıklı olsunlar.
Depreme hazırlıksız yakalanıp
ölmektense deprem korkusuyla yaşayıp
zamanla bu korkuyu yenmek daha
makuldür.
26 Aralık 2011 Pazartesi günü Van ve Erciş'te
okulların açılması bekleniyor. İlk
deprem sonrasında okulların 14 Kasım
2011 Pazartesi günü açılacağı
söylendi. Bunun üzerine 9 Kasım 2011
Çarşamba günü 5.6 şiddetindeki
Edremit üssü deprem bunu 5 Aralık
2011 tarihine erteledi. Sonrasındaki
artçılar ve okulların hazır olmaması
bu süreyi 26 Aralık 2011 tarihine
kadar uzadı. Köşe yazarları okulları
ilk günden beri hep yazdılar.
Okullar açılırsa normal hayat
başlayacak dediler. Ben bu kanılara
hiç katılmadım. Aksine daha farklı
çözümlerin olabileceğine inandım.
Hâlen de bu görüşteyim. Öğrencilerin
beton yapıların içerisinde sağlıklı
eğitim göreceklerine inanmıyorum.
Kesinlikle böyle bir adım
attığımızda kaybeden taraf biz
olacağız. Ayrıca okulların 26 Aralık
2011 Pazartesi günü açılacağına pek
inanmıyorum. Sanki bir şeyler bunu
engelleyecek gibi. Deprem midir,
çetin bir karar mıdır bilemiyorum.
Ama bir şeyler engel olmak isteyecek
gibi... Bunu da belki de ilerleyen
günlerde görme şansımız olur.
Önümüzdeki 6 aylık süreçte deprem olacak ya da
olmayacak. Van yerle bir olur ya da
olmaz. Bunlar hiç önemli olmasa
gerek. Şimdi herkes kendine
gelirse her şey daha iyi olacak.
Depremi bahane edip kul hakkı yemek,
emeğe saygı göstermemek, hırsızlık
yapmak, siyaset çorbası yapmak hak
değildir. Hakkı yanlış yerde
aramayalım. Batıdaki kardeşlerimiz
hakkı haktan arıyorlarsa bir
bildikleri olmalıdırlar. Bizse
haksızda hakkımız olmayan hakkı
aramakla zaman kaybetmeyelim. Şayet
hak bizimse hak ettiğimizde hak biz
oluruz zaten. Şimdi kardeşlerimize
konuşma hakkı verelim. Söz hakkı
verelim. Konuşsunlar, içlerini
döksünler. Gerekirse hakaret
etmelerine müsaade edelim. Ama yine
de konuşsunlar. Yarın hayata
gözlerimizi açtığımızda söz hakkı
verme hakkımız olmayabilir. Bugün
elimizde olan hakkı iyi
değerlendirelim. Yardım edeceğiz
diye insanların birbirleriyle
tartışmalarına seyirci kalmayalım.
Hayatta seyredilmesi gereken daha
önemli durumlar vardır.
Değerli Vanım. 22 yıl boyunca beni barındıran
Vanım. Güzelim memleketim. Sen hâla
ayaktasın ve ayakta kalmaya devam
etmelisin. Eğer yarın ya da
umulmadık o vakitte deprem olursa
ayakta kalmanı istiyorum.
Gözyaşlarını benden saklamanı
istiyorum. Bak ben ölmedim demeni
istiyorum. Şimdi sana acı bir şey
anlatacağım. Ama bana kızmamalısın.
Söyleyeceklerim seni tedirgin etse
de dimdik ayakta kalmalısın. Sen
güçlüsün. Sen Tuşba'sın. Sen
damarlarımızdaki kansın. Bilmeni
isterim ki 23 Ekim 2011 Pazar günkü
deprem kuzeye nasıl bir zarar
vermişse güneyde de bu dengenin
sağlanacağı bir deprem olmalıdır.
Çünkü geçmişte buna benzer örnek
çok. Uzmanlar 9 Kasım 2011 Edremit
üssü depremi dediler. Ama 7.2'yi 5.6
dengeleyemez ya. Galiba bazıları
haklı. Belki güneyden bir deprem
yaşarız. Gürpınar-Gevaş hattı mıdır
bilemem. Belki bu sadece bir
tahmindir. Belki bugünden sonra hiç
deprem olmaz. Ama olsa da olmasa da
sen VAN'sın, sen kansın. İstiyorum
ki sen güçlü ol ve depreme karşı
dimdik ayakta kalmayı başar. Bu
sadece benim bir tahminim. Uzman
falan değilim. Ama 23 Ekim 2011'den
beri devam eden artçılardan yola
çıkarak böyle bir tahminde bulunmak
istedim. Eğer söylediklerimden
tedirgin olmuşsan üzülürüm. Eğer
gerçekten deprem olursa kıyametten
daha kötü olamaz ya. Bu kesinlikle
bizi tedirgin etmemelidir.
Tedirginliğimizi depreme değil,
kıyamete bağlayalım. Kıyamet
kopmadan sınavlarımızı başarıyla
geçelim. Sınav deyince de aklınıza
ÖYSM, SBS, KPSS, PDSS, ALES gibi
saçmalıklar gelmesin.
23 Ekim 2011 tarihindeki depremden
beri deprem konulu birçok yazı
yazdım. Bazı yazıları hasarlı
oturulamaz denilen yapılarda,
bazılarını da çadırda... Bazı
yazıları yazarken depreme, bazı
yazıları yazarken de korkuya
kapıldım. Kimi yazıda eleştirdim,
kimi yazıda övdüm. Kimi yazıda
farklı karakterlere bile girdim.
Bugünkü yazıda da bir gerçeği
yansıtmak istedim. Deprem konulu
yazıları siz değerli okurlarıma
sunmaktan kesinlikle zevk
duymuyorum. Sadece tarihe ışık tutar
da gelecekte okundukça bir şeyler
hatırlanır umuduyla yazıyorum.
Yılın deprem konulu son bir yazım
daha var.
Bu yazıda Erciş'teki çadırkentleri
ve Van il merkezindeki yardım
noktalarında yaşanılanları
yazacağım. Şimdilik sağlıklı
kalmanızı temenni ediyorum. Ayrıca
bugünün cuma olduğunu unutmayalım.
"Şimdi herkes kendine gelirse her şey daha iyi olacak."