Yağmurlu bir Van gecesinde yağmurlu
bir konu ile gerek siyasi gerekse de
hepimizi ilgilendiren konu... Yazı
içerisinde kullanılan X ve Y'nin
hayali isimler olduğunu ve yazıyı
hiçbir tarafı desteklemeden kaleme
aldığımı bilmenizi isterim. Hem
gerçekleri sunmak için objektif
olmak gerekmiyor mu?
Etrafta çok garip sesler geliyor.
Kimisi "edi bese!", kimisi
"yeter artık", kimisi
"özerklik", kimisi "bıktım"
ve kimisi de "salla"
diyor. Bir taraftan da ilgi çekmeye
çalışanlar... Bazıları bu seslerden
rahatsızken, bazıları da bu sesin
sağlayıcıları olarak gürültü
yaparlar.
Hani dedik ya garip sesler; bu
seslerden biri de "edi bese!"
olacak ki korkularımızı bir yana
bırakmamızı hedeflemiştir. Yıllarca
korktuk, korkutulduk... Neden diye
soranlara "korkuyoruz"
şeklinde cevap verdik. Gerçekten
de korkuyor muyuz? Aslında bu soruya
değinmeden önce nelerden
korktuğumuza değinsem daha
açıklayıcı olacaktır.
#
Hangi siyasi partiyi
desteklediğimizi paylaşmaktan
korkuyoruz. #
Kendimizi ifade etmekten korkuyoruz. #
Hangi siyasi partiye oy verdiğimizi
paylaşmaktan korkuyoruz. #
Risk almaktan korkuyoruz. #
Güvenmekten korkuyoruz. #Sevmekten korkuyoruz. #
Âşık olmaktan korkuyoruz. #Ölümden korkuyoruz. #İnanmaktan korkuyoruz. #Başarısız olmaktan korkuyoruz. #
Hatırlamaktan korkuyoruz. #
Unutmaktan korkuyoruz. #
Gidip de geri dönememekten
korkuyoruz. #
Ve kim bilir daha nelerden
korkuyoruz?
"Peki, rabbimizden de korkuyor
muyuz?"
Şüphesiz herkes bu suale evet yanıtını
verseler de bu yanıtın içerlerden
olmadığını biliriz. Ki Allah korkusu
olan biri başkalarının siyasi
görüşünü ya da başka bir görüşünü
zorla değiştirmeye çalışmaz. En
basitinden Allah korkusu taşıyan bir
birey günah işlemez. Öte yandan
karşımıza sahte resim ve isimlerle
halt olduklarını sananlar
çıkacaktır. Bu tür kişiler de sadece
halt olmakla yetinecekler. Ne gerçek
isimlerini ne de fotoğraflarını
paylaşacak cesaretleri vardır. İşte
bu tür şahıslar "Biz Allah'tan
başka kimseden ve hiçbir şeyden
korkmayız" görüşünü öne
sürseler bile korkak profilinde
oldukları apaçık ortadır. Bu tür
şahısları genelde emniyet
teşkilatına yönelik saldırılarda
görürüz. Önce tanınmamak için
yüzlerini kapatırlar,
ardından o sahte yüzle polislere ya
da başka türden yetkililere taş ya
da molotof atarak bir halt
olduklarını zannederler. Nihayetinde
mantıklı düşünüp objektif bir
şekilde bunu yorumlamaya çalışan
birisi bu tür şahıslar için
"korkak" diyecektir. Peki, Allah
korkusu dışındaki korkularımız ne
zaman sona erecektir?
İyi de Korkuyoruz!
Korkuyoruz örnekleri verirken,
"hangi siyasi partiyi
desteklediğimizi korkuyoruz"
dedik. Gerçekten de öyle değil
midir? Özellikle Türkiye'nin
doğusunda bunun örneklerini yaşamış
olmalıyız. Önce parti kurarlar,
sonra belli bir kesimi temsil
ettiklerini iddia ederek meclise
girmeye çalışırlar. Meclise
girdikten sonra da yan gelip
yatarlar. Ha bir de arada bir
yaşadıklarını bilelim diye alakasız
bir konu ile gündemde yer edinmeye
çalışırlar. Kimisi X partisi, kimisi
de Y partisi mensubu... Meclise
girmeleri de bir yana bırakıldığında
asıl ele alınması gereken bu tür
kişilerin oluşturdukları grup ya da
partilerin gerçekçi olmamasıdır. Bir
parti adında demokrasi ya da barış
kelimesi geçiyorsa gerçek manada da
bunlar halka yansıtılmalıdır. Aksi
takdirde halk kandırıldığını er geç
anlayacak ve bunun hesabını da
sandık başında vermeyi uygun
görecektir. Aynı şekilde parti veya
grubun misyon ve vizyonu da
demokrasi açısından önemlidir. Şimdi
size soruyorum: "Desteklemiş
olduğunuz siyasi parti ya da grubu
eleştirmekten korkuyor musunuz?"
Analarımızın Feryadı
Ülkemizin gündemine baktığımızda;
her ay bir ölüm haberi, bir kaza
haberi ve en kötüsü de şehit haberi
almak olsa gerek. Türk, Kürt ya da
İngiliz ayrımı yapılmaksızın şehit
düşen birileri için üzüldüklerini
ifade eden devlet yetkilileri
gerçekten üzülseler de üzülmeseler
de değişen bir şey olmayacaktır. Bir
ana yegâne evladını da ülkeye feda
etmişse ve buna rağmen hâlen şehit
haberleri geliyorsa bunun çözüm
yolunda ilerleme göstermesi artık
daralmıştır. Halk artık bu acıyı
çekmek istemiyor. Anaların dilinde
"edi bese!" sözleri yerine
getirilmeli. Özellikle son 15 yıl
içerisinde geliştirilen
teknolojiden istifade edilmelidir.
Gerekirse kurşungeçirmez cepheler,
kurşungeçirmez vücutlar
geliştirilmelidir. Artık çözüm
ölümde aranmamalıdır. Terör genel
bir addır. Türk olan biri terörist
olabildiği gibi Kürt olan biri de
terörist olabilir. Bunun
biteceğine inanırsak kesinlikle
yanılırız. Ama "Kürt Sorunu"
adı altında bir sorun varsa elbette
ki çözümü konuşularak açığa
çıkacaktır. Bunun açığa çıkması
terörün bittiği anlamına da gelmez.
Çünkü artık hırsızlar bile terörist
adı ile nitelendiriliyor. Kürt, Türk
ve daha adını sayamadığım milletten
analar artık ağlamasın!
Ne Sandınız?
Ben Kürdüm diyen herkes X partisini
desteklemediği gibi, ben Türküm
diyen herkes de X partisini
desteklemiyor. Bunu son 10 yılda
yapılan seçimlerde gördük. Bu yüzden
ana dili Kürtçe olan her birey aynı
siyasi görüşe sahip değildir. Bu
durum ana dili Türkçe olanlar için
de geçerlidir. Ana dili Kürtçe olan
birinin Y partisini desteklemesi
aslının inkârı anlamına da gelmez.
Belli ki kişi partiyi desteklerken
takım tutar gibi desteklemiyor.
Kendisine hizmetkâr olanı seçiyor.
Bu da kişinin en doğal hakkıdır.
Özellikle Türkiye'nin batı
tarafındaki bazı Türklerin Kürtleri
vatan haini olarak görmeleri üzücü
bir durumdur. Bir Kürt'ün
hatasından dolayı tüm Kürtler sorumlu
tutulmadığı gibi; bir Türk'ün hatası
için de tüm Türkler sorumlu
tutulmamalıdır.
Nerden Çıktınız Be?
Kendilerini Kürtlerin temsilcileri
olarak tanıtan bir grup gerçekten de
Kürtlerin temsilcisi mi olur? Tabiî
ki cevabınız hayır olacaktır.
Biliyoruz ki bu sadece belli bir
kesimin desteklemiş olduğu bir
gruptur. Bu tür gruplar yola
çıkarken tüm Kürtlerin görüşlerini
dinlemek zorundadır. Kendi
kafalarına göre sahneye çıkıp ben
buyum demelerle bir yere
varamayacaklarını ve sandık başında
da barajın altında kalacaklarını
unutmamalıdırlar. Diyorlar ki tüm
Kürtler X partisine oy veriyorlar.
Maalesef yanılıyorsunuz. Hatta bazı
Kürtler ben Kürt'üm demez; ben
insanım der.
Ne Yapılmalı?
Öncelikle sahte resim ve isimlerle
halkı kandırmaktan vazgeçmeli.
İsimleri, sıfatları ve ünvanları
unutup, onların arkasındaki
gerçekleri aramalıyız. Çünkü
isimler çoğu kez aldatıcı olurlar.
Milletvekillileri zahmet edip halkın
içine girmeliler. Ancak bu şekilde
herkesin memnun olunabileceği bir
karar alınabilir. Bunu vekil
yapamıyorsa vekilin yardımcıları
yapmalı. Onlar da yapamıyorsa en
küçük merciden başlanılabilir. Ki
öyle yapılması çözümün kısa sürede
üretilmesini sağlayacaktır.
En Küçük Merci Kim?
Tabiî ki akla muhtarlıklar
gelmelidir. Hem biz muhtarları
koltuğa yapışsınlar diye seçmedik.
Aynı şekilde biz muhtarları
mühürledikleri en basit bir belge
için bile ücret alsınlar diye de
seçmedik. Biz onları hizmet için
seçtik. Bir kâğıdı mühürlemeyi
kuşkusuz her birey yapabilir.
Sevgili muhtarlar nerdesiniz? Bir
zahmet sorumlu olduğunuz bölgenin
halkını tanıyınız. Bu kesinlikle zor
olmayacaktır.
Pas Vermek
Muhtarlıklardan bir şey arzu
ettiğinizde topu genelde
belediyelere atarlar. Değerli muhtar
kardeşlerimiz belediyelerin suçu ne?
Mantık & Felsefe
Halkımızda eksik olan iki kavram
var. Bunlar; mantık ve felsefe.
Mantık ve felsefe kapsamında
düşündüğümüzde hepimizin aslının ilk
insan olan Hz. Âdem'e dayandığı
tartışılmaz bir gerçektir. O hâlde
bu milliyetçilik havaları ne oluyor?
Derdiniz milliyetçi olmaksa insan
olmakta yetinemez misiniz?
Anlaşabilmek...
İletişim kurmak, anlaşabilmek gibi
ihtiyaçlar için dillerden
yararlanırız. Türkiye'nin resmi
dili Türkçe. Öte yandan
Türkiye'de çeşitli diller de
konuşuluyor. Bunlardan biri de
Kürtçedir. Bazıları Kürtçe dil
sayılamaz dese de gerçekte dil
olduğunu ve bu dildeki insanların da
diğer insanlar gibi
anlaşabildiklerini biliyoruz. En
azından çoğumuzun ana dili Kürtçe
olduğundan bunu en iyi biz Vanlılar
biliyor olsak gerek. Sorun dilse bu
konuda çalışmalar yapılabilir.
Kürtçe resmi kanal ve radyo çıktıysa
okul ve hastane neden çıkmasın ki?
Bu tamamen gündeme bağlı. Ne zaman
ki gündemden terör eksilirse işte o
zaman belki ülke kendine çeki düzen
vermeye zaman bulacaktır.
Sonuç
İnsanların bile sonu ölümken terörün
sonu ne olacak bilmiyoruz. Ama
bilinen bir şey var ki analar
ağızlarından "edi bese!"
sözünü ölümler durana kadar
kullanacaklardır.
"Kim ne derse desin hepimiz insanız, hepimiz kardeşiz..."