Güzel
bir cuma sabahında küskünlüğünü
saklayan güneş ile birlikte güne iyi
başlamanın sevincini yaşarken bir
şeyler tutmak lazım diye
düşünüyoruz. Van'dayız ve güzelim
büyük bir göle sahibiz; son
zamanlardaki yeni tabiri ile
denize... Balık mı tutsak diye
düşünürken akla başka unsurlar
geliyordu. Şüphesiz bunlardan biri
insanoğlunun kullandığı bir el
tabiri olmalı. Bakalım balık tutmak
elde mi?
Tanıdıklarınız, tanımadıklarınız,
minibüste derdinizi anlattıklarınız,
özlemleriniz, sevdalarınız ve daha
nice güzel insanlar... Seversiniz,
sayarsınız... Gün gelir âşık bile
olursunuz. Bazen dosta, bazen de
tanımadığınız bir göze. Gülersiniz,
ağlarsınız... Bazen de gülerken
ağlarsınız...
İnsanoğlunun düşünmesini sağlayan
unsur akıldır değil midir? Peki, bu
akıl insanoğlu için bedensel yönetim
anlamına da gelmez mi? Ayağa
kalkmak, yürümek, sinirlenmek,
bağırmak, çağırmak, tokat atmak,
topa vurmak, alkışlamak, elde
tutmak, el ele vermek, Van
Gölü'nde güneşin batışını izlemek,
koşmak, giyinmek, gözlük takmak,
parmaklarını oynatmak, dua etmek,
koklamak, duymak ve daha adını
sayamadığım birçok sihirli hareket.
Hepsinin muazzam bir şekilde akla
dayanması elbette ki yaratanın bize
verdiği en büyük nimetlerdir. Bu
nimetleri bazen elde tutarız, bazen
de hiç önemsemeden ezip geçeriz.
Farkında olmayız, farkında olmak
istemeyiz. Önümüze bakıp gitmek
isteriz. Hani deseler ki arkanızda
ezdiğiniz birileri oldu, yine de
arkamıza dönüp bakmak istemeyiz.
İnsanoğlu nankör derler ya, işte o
misali olur o anlar.
Âşık oldunuz mu hiç? Peki, ya da
canınızdan çok sevdiğiniz birileri
oldu mu? Hadi, bu soruları da
geçiyorum. Peki, elde tuttuğunuz
bir şey oldu mu? Siz bu
soruların cevaplarını düşünürken ben
de sizleri derin bir yolculuğa
götüreyim.
Yaşanmış bir örnek: -
Deniz: Çok üzülüyorum. Van ilimizde
sürekli depremler oluyor.
-
Yağmur: Üzülmemek elde değil.
Ben de çok üzülüyorum ama elden
bir şey gelmez.
-
Deniz: Keşke elden bir şey gelse
ya. Hele 7 katlı binanın önündeki
çığlıkları duyduktan sonra kendimden
geçtim. Eğer elimden gelseydi,
o an gidip yardımcı olurdum. Ama
elden bir şey gelmez.
-
Yağmur: Haklısın arkadaşım. Biliyor
musun, geçen bir yazı okudum. Yazıda
bir dershane öğretmeni deprem anını
anlatıyordu. Diyor ki keşke 50 tane
elim olsaydı da tüm
öğrencilerimin ellerinden
tutabilsem ve aynı şekilde diyor
ki 50 tane kolum olsaydı da onları
kollarımla korusam. -
Deniz: Gerçekten de güzel demiş.
Yaşanmış başka bir örnek: -
Başkan: Muhtar ne var ne yok? -
Muhtar: Ne olsun başkanım. Her
zamanki gibi ilimiz derinden
vuruldu. Şehit haberleri bizi çok
etkiledi.
-
Başkan: Aman be muhtar, çok abartma
hem iyi yandan bak! İlin nüfusu
azalınca etkinlik alanımız da
genişliyor.
-
Muhtar: Haklısınız ama keşke
gidenler için elden bir şey gelse. -
Başkan: Muhtar üzme kendini. Biraz
neşelen! Asıl bizim birilerinin
ellerinden tutmamız, onlara
kendi ideolojilerimizi benimsetmemiz
lazım. Umarım bunun için de elden
bir şey gelmez demezsin.
-
Muhtar: Demem de elde
tuttuklarımızı ne yapacağız?
Yukarıdaki her iki örnekteki
konuşmalar da gerçek olup, kişilerse
hayal ürünüdür. (Muhtar ve Başkan
başlı başına bir isimdir; ünvan
değildir.)
İnsanoğlunun yıllarca hüküm sürdüğü
bir sevdası varmış. Bu sevdasında
sürekli haykırırmış. Şükretmezmiş.
Zamanla 2 (iki) eli var ya diye
şükretmek yerine isyan etmiş. Keşke
50 tane elim olsaydı da her el ile
bir iş yapsaydım demiş. Bu insanoğlu
bir gün trafik kazası geçirir.
Kazada bir kolunu kaybeder. Sonra
yine isyan etmiş. Keşke 100 tane
elim olsaydı demiş. Tekrar kaza
geçirmiş ve bu kez kolsuz kalınca
(elsiz) "ah be güzel Allahım
anlamadım ki iki elim varken bunları
elde tutmayı" şeklinde pişmanlık
duymuş.
İnsanlar sinirlenir, hüzünlenir,
günü gelir ayakları yerden bile
kesilirler. Sinirlendikleri
vakitlerse çok şirin olurlar.
Birazdan vereceğim örnekle neden
şirin dediğimi anlayacaksınız. Bir
iş yeri düşünelim. Bu iş yerinde
çalışan bir bayan olsun, bay da
olabilir ama bayan olarak
varsayalım. İş arkadaşı bu bayana
yardım eder misin dediğinde ya da
bunu da yapar mısın dediği vakit
kişi küplere binebilir. Bunu da
"iki elim var, yüz elim yok ya"
şeklinde yanıtlayacaktır. Önce
küplere biniyorsun, sinirleniyorsun
ama fazla da abartmıyorsun. Sadece
abartılı bir şekilde iki elim var,
yüz elim yok ya diyorsun. Peki,
sinirlenmemek elde midir?
El el eee daha da uzatırsak el ele
olur. El ele verdiğimiz vakit
dayanışma doğacaktır. Yapılan iş
daha kısa bir sürede bitecektir.
Peki, el ele vermek elde midir?
Bir öğrenci düşünelim. Vanlı olsun
bir de bahanesi olsun. Başarısız
olsun ama başarılı olduğuna inansın!
Dersi dinlemesin, ama dinlediğine
inansın! Öğrendiğini sansın, ama
tekrarlamasın! Ben biliyorum desin,
ama yarın geldiği vakit bilmesin! Bu
öğrenci derste kırık not alınca;
ne yapim (Öğrencinin kullandığı
şive gereği aynen verdim. Doğrusu ne
yapayım olacaktı.) elde değil,
çok çalıştım ama yine kırık not
aldım. Ya galiba hoca hakkımı yedi.Peki, kırık not almak elde
midir?
Aldatılmak kötü bir şeydir değil mi?
Kötü ya da iyi. Bunu kesinlikle
tartışmayacağız. (Zamanı değil!)
Aldatılan bir bayan, baya karşı
taarruza geçer. İntikam almak ister.
Bu kişiye boş ver, unut gitsin
deseniz bile fayda etmeyecektir.
"Onun beni aldatmasına anlayış
gösteremiyorum, bana hak verin;
elimde değil" şeklinde kendini
tatmin etmeye çalışacaktır.
Değerli okurum konu girişinde balık
tutmak elde midir diye sormuştum.
Elbette eldedir. Elimiz olmasa neyle
tutabiliriz ki? (Bu sadece görünen
kısmı) Sinirlenmek eldedir.
Kendisine hâkim olabilen sinirli
olsa da bunu yansıtmamayı
başarabilir. Derste başarılı olmaksa
başlı başına bir kolaylık. Ders
konularında başarısız oluyorum
diyenlerin arkadaşları başarılı
olurken ellerinde her zaman başarıyı
tutmazlar. Bazen başarılı, bazen
başarısız olurlar. Ellerindeki bilgi
hazinesini ne kadar çok sıkı
tutarlarsa o kadar çok başarılı
olurlar. Demek ki başarılı olmak
eldedir, başarısız olmak da eldedir.
Bu tamamen elinizde tuttuğunuza
bağlıdır. Elinizde boş boş gezmek
varsa; boş boş gezersiniz. Aksine
elinizde Türkiye'nin jeopolitik
konumu hakkında bilgi varsa bu
konuda başarılı olursunuz.
Depremlerde can kaybı veririz.
Dağlarda şehit veririz. Şehir
merkezinde emniyet teşkilatımıza
saldırı yaparlar yine şehit veririz.
Kaçak sigara önüne geçemiyoruz.
Gençlerin alkol ve uyuşturucu
bağımlısı olmalarını
engelleyemiyoruz. Sonra kameraların
önüne; kravatlı, takım elbise giymiş
şık ve herkesçe tanındığını sanan
biri çıkar der ki; "ne yazık ki
şehit verdik ama elden bir şey
gelmiyor." Aynı şekilde deprem,
alkol ve diğer adını saymadığım
unsurlar için de aynı konuşma aynı
sahne seçilir. Peki, gerçekten de
elden bir şey gelmez mi?
Şüphesiz biz insanoğlunun günlük
yaşamda en çok kullandığı kelime
gruplarından biri "elden bir şey
gelmez" olsa gerek.
Siyasi parti liderleri ve özetle
toplumumuz çözüm noktası olmak
isterler. En basit bir sorunda bile
bilen bilmeyen herkes çözüm yönünde
fikir üreten bir ülkedeyiz.
Şartlarımız da çok uygun. Özellikle
ülkemizin jeopolitik konumu
anlatılmaz bir değere sahip. Tüm
bunlar varken ve yaşanıyorken neden
elimizi uzatmaktan korkuyoruz? Neden
her şeye elimizi uzatmak yerine
yapılması gerekene el uzatmıyoruz?
Hayat yalan demediler mi? Dünya
yalan demediler mi? Dediler değil
mi? Yalan olan her ile başlayan
kelimelerimizdi. Her zaman seveceğiz
dedik ama öldük ve bir daha
sevemedik. Her şey sensin dedik ama
süslü bir kelimede sen sadece bir
parçaydın dedik. Daha neler dedik
bir bilseniz...
Ben istiyorum ki gerçekçi olalım.
Başaracağımıza inanalım. Başarmak
sadece öğrencilere mahsus bir kavram
değildir. Depremden korunmak da bir
başarıdır. Hayata gülümsemek bile
başarıdır. Tüm bunlar varken elde
yok demelerle kendimizi avutmayalım.
Dünya çok küçük; ülkemiz, ilimiz
daha küçük. Hedeflerimiz,
hayallerimiz çok büyük. Bırakalım da
büyük olsun. Korkmayalım!
Korkularımız asla yarının getirisi
kadar büyük olamaz! Gelin el ele
verelim. Gelin elde tutmayı
halkımıza öğretelim. Takım tutar
gibi öğretelim. Öyle bir öğretelim
ki asla düşürmesinler! Asla
tuttukları için pişmanlık
duymasınlar!
Yazımızın başında Muhtar: "Elde
tuttuklarımızı ne yapacağız?"
diye sormuştu. Elde tuttuklarımızı
hiçbir zaman bırakmamak üzere
saklayacağız. İhanet etmeyeceğiz.
Elde tuttuklarımızın kâfi olduğuna
inanacağız.
Bana yardımcı olmak ister misiniz? O
zaman elde değil saçmalığına son
vermeye hazır mısınız? Dünyayı elde
tutup şükretmeye hazır mısınız?
Kardeşlik türküleri söylemeye hazır
mısınız? Elinizi darda olana uzatıp
sen de bizimsin demeye hazır
mısınız? Hazır mısın Van? Hazır
mısın Doğu Anadolu? Hazır mısın
Anadolu? Hazır mısın Türkiye? Hazır
mısın insanlık?
Yıllarca ve hâlen elde değil
dediler, diyorlar. Zamanla bu
kavramı değiştirip elden bir şey
gelmiyor hâline getirdiler,
getiriyorlar. Sırada ne var
bilmiyorum. Ama insanlığın dünyayı
elde tutabileceğine, gerçek sevenin
sevgisini elde tutabileceğine ve
ülkedeki sorunlar için de elden
çözümlerin gelebileceğine ismim gibi
inanıyorum. Yarın güneş doğduğu
vakit belki ellerimiz havada olur.
Belki ellerinden tutabilecek
birilerini ararız. Bu uğurda
sağduyulu herkese yüce rabbim
sabırlar versin. Umut ederim ki
yarının güneşini hep beraber, el ele
vererek yaşar ve görürüz.
Bolahenk'tan
"Tutamadığım Ellerin"
parçasını dinlediniz mi?
Dinlemediyseniz dinlemenizi ve
şarkıya eşlik etmenizi tavsiye
ediyorum. Girişinde diyor ki
"tutamadığım ellerin yağmur olsun."
İşte bizim de tutamadığımız
eller yağmur olsun. Yağmur olsun ki,
ıslatsın bizi. Hissettirsin
varlığını. Belki bir gün ellerinden
tutarız.
Artık sabırlar tükeniyor. Tek
yüreğiz. Hepimiz biriz. Hepimiz
Türkiyeyiz. Hepimiz artık anlıyoruz.
O hâlde vakit gelmiştir. Aynaya
bakalım. Elimizde tuttuklarımızı
bırakmayalım! Sıkıca tutalım! Elimizde
olmayanı ise tutmak ile
uğraşmayalım! Çünkü elimizde olmayan
tek şey imkânsızlıktır. Sağduyumuz
elimizdedir. Dünya elimizdedir.
Sabır ve sükûnet da elimizdedir.
Hayat da elimizdedir. Ve artık
elimizde olanlarla yetinmesini
bilelim! Ne aç gözlülüğün ne de daha
fazla daha fazla demenin faydası
vardır. Unutmayalım bu hayatta
özgürlük yoktur, olmamalıdır.
Özgürlüğün sınırında mutluluğu
aramayalım! Mutluluk sabrın
sınırlarında dolaşır. Hadi bakalım;
artık elden tutmak için kaybedecek
zamanımız yok! Sadece deneyelim.
Denemekten zarar görmeyiz.
Bu yazıyı elden tutmaya değer
gördüğüm Derya Deniz G. arkadaşıma
ithaf ediyorum. Yazıyı okuyan herkes
bilsin ki, biz yıllarca Vanlıyız,
şanlıyız kılıcı kanlı Vanlıyız
dedik. Yıllarca Vanımız için
kardeşlik türküleri söyledik. Hâlen
de söylüyoruz. Böylesi güzel bir
memleketi bırakıp gitmek çok zor
oluyor. Hani gitseniz sanki bir daha
gelemeyecek gibi oluyorsunuz. Kırık
kalemimin ilham aldığı güzelim
memleketimde tüm Vanlı kardeşlerime
ve büyüklerime sabırlar diliyorum.
35 yıl önce Van nasıl ayakta
kaldıysa bugün de ayakta kalmayı
başaracaktır. İyi ki varsın Van, iyi
ki varsın Türkiye.