Karlı bir Van sabahında sabahın ilk soğuk rüzgârında karın
güzelliğinde kartopu oynayan
çocukların sevincini yazdım. Dün
bugün için plan yapanları yazdım.
Depremin arka duvarlarını yazdım.
Satırlarımın birilerine küstüğünü
yazdım. Yarın olamayacağımı yazdım.
Öğretmenlerimizi yazdım. Sigaraya
karşı sahnede neler yapıldığını
yazdım. Hırsızları yazdım. Sizleri
yazdım. Adını vermemi istemeyen
kahramanları yazdım. Vanlımı
yazdım. Ve şimdi Van'dan gitmenin ne
kadar zor olduğunu yazıyorum.
Satırlarım deprem süreci ile
başlayacak yıllar önce yazdığım
Van'da Son Kapı şiirimle
bitecektir.
1 Aralık 2011 Perşembe günü Erciş'teki birçok çadırkenti
dolaştım. Oralardaki hayat inanın
anlatılmaya değerdir. Hatta birçok
yerini görüntüledim. İlerleyen
günlerdeki deprem konulu yazılarımda
bunlara da yer vermeyi düşünüyorum.
Şimdi neden gitmek varmış diyelim ve
nedenlerinden birkaçını okuyalım.
Deprem sürecinde hırsızlık dedikoduları çıktı ve çıkıyor.
Birileri kendi kafalarına göre
hırsızları bahane ederek sabaha
kadar havaya ateş ediyorlar. Güya
emniyet teşkilatı onları
koruyamıyormuş. Güya onlar kendi
çadırlarını koruyorlarmış. Ne
zamandan beri can alma hakkını
kazandık ki? Hem böyle bir hak
olmalı mı? Bu hırsızlık olayı
eskiden yok muydu? Bu hırsızlık
olayında bir kesimin kendilerini
korumaları silaha bağlıysa, onlar
için silah gerekecek mi? O zaman
silah satıcıları da bu zor süreçte
hizmet veriyor olmalılar. Zaten
hizmet veriyorlar. Hatta bu süreçte
esnaflar arasında en çok kazanan
onlar oldu. Sürekli silah ve kurşun
satıyorlar. Üstelik talep de çok.
Satılan silahların çoğuna ruhsat da
verilmiyor. Sanıyorum bu hırsızlık
alarmında bu silah satıcılarının bir
parmağı var. Kendi kafalarına göre
havaya sıktıkları silahların sesleri
çocukların psikolojilerini bozdu
bozacak hâle geldi. Bunlar varken,
birileri ortaya çıkıp bir şeyler
söylemiyorlar ve bir şeyler
yapamıyorlarsa gitmek varmış
diyorum.
Deprem sürecinde Van halkının çoğu çadırlara yerleştirildi.
Çadırları veren görevliler çadır
içerisinde soba kurulmaması için hep
uyarırdı. Ama halk dinler mi ki?
Halk her zaman kendi kafasına göre
davranmıyor muydu? Davranıyorlardı
ve hatta kendi çadırlarını kendileri
yaktılar. Elektrik direğinden
çektikleri kabloları kendi
kafalarına göre bağladılar. Hâlbuki
elektriğin bir kuralı vardı. Ama
halk dinler mi ki bu kuralı? Öte
yandan çadırlarda kurulan sobalarda
birçok insan gece uyurken dumanla
zehirlendiler. Hâlbuki çadırları
veren görevliler tarafından
uyarılmışlardı. Bu zihniyet varken,
ne söylerseniz söyleyin fayda
etmeyecektir. O zaman bu memleketten
gitmek varmış.
Deprem sürecinde ve hâlen devam eden bir dedikodu var. Güya
belediye anons yapmış da deprem
olacakmış. Deprem boyunca Van'daydım
ve sürekli bir yerleri dolaştım. Ama
hiçbir zaman da anons falan
duymadım. Ama öte yandan çoğu kez
haklı çıktılar. Depremi çoğu kez
tahmin ettiler. Ama hangi belediye
anons etmişti? Van Belediyesi mi?
Yoksa X Belediyesi mi? Bunlar bu
bilgileri derin bir yerden alıyor
olmalılar. Bunlar bir tuzağın
elçileri olmalılar. Halk korkarsa
birileri kazanabilirdi. Ama kimler
kazanacaktı? Halen bugün de bu anons
meselesi varsa ve devam ediyorsa
gitmek varmış.
Deprem sürecinde birçok mahalle isyan edercesine devleti
karaladı. Devlet bize yardım etmiyor
türünden sözler sarf ettiler.
Hâlbuki bunlar yağmacılık
yapıyorlardı. Hâlbuki bunlar sıraya
girmesini bilmiyorlardı. Böyle bir
zihniyete 24 saat boyunca kesintisiz
yardım etseniz de faydalanamazsanız.
Bir kere bunlar için devlet bir
yoktur. Onlar için her şey bedava.
Gerçekten de öyle. Ekmeği devletten,
elektriği kaçak, suyu kaçak,
kömürünü devletten alır, çocuk
parasını devletten alır, diğer adını
saymadığım tüm hizmet ve
ihtiyaçlarını devletten alır ama
yine de bunları görmezden
geliyorlar. Şükretmiyorlar. Yüce
rabbim devletimize zeval vermesin
demiyorlar. Böyle nankör bir
zihniyet varsa ve bunlar hâlen de
aramızda barındırılıyorlarsa gitmek
varmış.
Deprem sürecinde mahallelerde kurulan birçok çadırı gezdim.
Bir çadıra misafir gittim. Galiba
çocuklar yemek yiyeceklerdi. Ben de
o anda ev sahibi ile röportaj
yapıyordum. Çaktırmadan da çocuklara
bakıyordum. 5 çocuk sofranın
etrafında toplanmış kuru kuru tandır
ekmekleri yiyorlardı. Öyle güzel
yiyorlardı ki anlatsam
gözyaşlarınıza hâkim olmazsınız.
Hele bir de 4 yaşındaki Serkan'ın
yüzündeki bir damla gözyaşı bu acı
dramı özetliyordu. İnanın kuru ekmek
yedikleri için hiç şikâyetçi
değillerdi. Sanki dünyanın en güzel
yemeyiydi onlar için. İşte ilimizde
hâlen bunlar da varken ve birileri
bunları bilmezken gitmek varmış.
Deprem sürecinde birçok kişinin düşüncesini ve sözlerini
bir araya toplayıp zaman zaman
yazılarımda verdim. Dün gece
kulağıma güzel bir söz geldi. Sözde
diyor ki; "Ben bir gün gidersem
hepiniz arkamdan ağlayacaksınız."
Gerçekten de öyle olmuyor mu? Bu
depremde hiç mi ağlamadık? Hiç mi
üzülmedik? Gidene gitme diyebildik
mi? Gideni durdurabildik mi? Rabbim
bize sabır gücü vermiş. Bu sabır
gücünü bazıları kullanamadılar.
Depremin ilk acı gününde depremi
takmadılar. Aksine davul zurna
sesleri yüreğimizi yerle bir etti.
Memleketimde bunlar varken gitmek
varmış.
Deprem sürecinde ilden ayrılanlar hep eleştirildi. Ama
belki eleştirme hakkımız
olmamalıydı. Biz onları anlayabildik
mi ki eleştirelim? Belki de bizim
gibi depremi an be an yaşamaya
alışık değillerdi. Belki de gidenler
Vanlı değildi. Biz bunları
bilemeyiz. Ama bazı gerçekleri
biliyoruz. Van çok soğuk ve çadırda
yaşam şartları güçleşiyor. Soğuk
havaya küçüklerin dayanması da zor
gibi. Öte yandan eğitim ve sağlık
gibi ihtiyaçların karşılanması için
gitmiş olabilirler. İlimizde sağlam
kalabilen hastane sayısı çok az.
Okullarsa yıkılacak duruma
gelmişler. Bunları da yok sayarsak
en belirgin sebep işsizlik
olacaktır. İş olacak ki eve para
girsin, eve ekmek girsin. Aksi
durumda yaşam daha da güçleşebilir.
Bunları aşmak için köylerine ya da
başka illere göç edenlere saygı
duyuyorum. Birileri gidenlerin
olabileceğine tahammül edemiyorlarsa
gitmek varmış.
Deprem sürecinde birçok çadırkent kuruldu ve belki de
kurulmaya devam edecektir. Her neyse
kuruldu ya da kurulacak. Peki, bugün
yerde kar var mı? Bu çadırlar bu
karı taşıyabildiler mi? Hadi bunu da
geçelim. Peki, herkes çadırkentte
mi? Çadır kentlere olmayanların
farkında mıyız? Onların
yaşadıklarını biliyor muyuz?
Ellerimize fotoğraf makinelerimizi
alıp tüm ili görüntüledik mi? Kimse
kusura bakmasın ama sadece bir
yerlere yoğunluk vererek hizmet
etmiş sayılmazsınız. Hizmet dengeyi
korudukça güzeldir. Bunlar belli
yerlerde alkış alıp hükümleri
sürdürürken gitmek varmış.
Deprem sürecinde siyaset hep aramızdaydı. Hatta sırdaşımız
olmuştu. Ama ne sırdaş. Verdiğiniz
sır, bir gün sonra basında yer
alıyordu. Demek ki sırdaşlık
görevlerine sadık kalamamışlar.
Siyasi liderlere ve siyasetin bireyi
olan herkese tavsiyem dinlemeyi
öğrenebilmeleridir. Bu halkı
dinlemeyi öğrendiniz mi
kazanırsınız. Bir yere gittiniz
varsayalım. Orada birini dinlediniz
ve isteğini yerine getireceğinizi
söylediniz. Belli bir süre sonra bu
isteğini yerine getirirseniz
kazanırsınız. İşte o zaman halk
önemsendiğini anlayacaktır. İşte o
zaman dinlemeyi biliyor olursunuz.
Herkes dinler, ama herkes
dinlediğini unutmamak için çaba
göstermez. Benim de bir derdim
vardı, derdimi anlattığım müdür
yüzüme bile bakmadı. Ben böyle
birine nasıl güveneyim? Memleketimde
bunlar varken gitmek varmış.
Deprem sürecinde dediler ki aralık ayı sonuna kadar herkesi
konteynırlara yerleştireceğiz.
Aralık sonu daha gelmedi. Bakalım bu
hedef gerçekleştirilecek mi? Umut
ederiz ki gerçekleştirirler ve kimse
bu soğuktan hayatını kaybetmez. Öte
yandan hiç hasar görmemiş köylere
konteynır vermeleri çok üzücü bir
durum. Keşke karar almadan önce
birilerinin düşünceleri önemsense.
Çok merak ediyorum ve okurlarıma bu
soruyu sormak istiyorum.
"Mahallenize kaç tane bakan geldi?"
Galiba soruyu yanlış sordum.
"Mahallenize hiç bakan geldi mi?"
şeklinde sorsam daha doğru
olacaktır. Çözümsüzlük durumuna
gelen kesim aralarında birilerini
göremiyorlarsa gitmek varmış.
Deprem sürecinde bakanlar sürekli Van'a gelip gittiler. Van
için sürekli çalışıyorlardı. Ama ne
yazık ki hep eksik çalıştılar. Hep
eksik düşündüler. Birilerini hep
unuttular. Unutmak istediler. Beni
unuttular, Ali'yi unuttular. Aylin'i
unuttular. Kaderlerine terkedilmiş
bölgeleri unuttular. Memleketimde
birileri hep unutulmuşsa artık
gitmek varmış.
Üç Damla Gözyaşı
Yönetmenliğini ve yapımcılığını
Orhan AN'ın yaptığı Üç Damla
Gözyaşı filmini izlemedim. Bir
gün nasip olursa izleme şansım
olacaktır. Hayatımızda üç damla
gözyaşı varken bir şeyler söyleme
hakkımız oluyordu. Ama artık
hayatımızda bir damla gözyaşı var.
Bakalım bu bir damla gözyaşı kimin
eseri olacak?
Van'da Son Kapı
Bak gidiyorum karlı Van şehrinden. Bir umut var ardımda bıraktığım, Her hatırladığımda yaşatacağım. Her başımı çevirip baktığımda
hatırlayacağım.
Bak gidiyorum karlı Van şehrinden. Van Gölü'ne benzetirdim hayatı, Her damlasında seni arardım. Her gün adasında uzaktan sana
bakardım.
Bak gidiyorum karlı Van şehrinden. Meğer küçükmüş denizim, Mutluluk yokmuş adasında. Seni sevmek, kabahatmiş meğer.
Bak gidiyorum karlı Van şehrinden. Sabahları güneş olurdum sana, Akşamları ise yıldızın olurdum. Her gün saatlerce konuşurduk.
Bak gidiyorum karlı Van şehrinden. Arkamda bıraktığım nefret, Van'da seni ölümsüz kılacaktır. Ama unutma, son kapıda...
Bilgin BERGE 05.02.2010
Hemen hemen fobim yok diyebilirim.
Ama bir gün Van'da Son Kapı
şiirim gerçek olur diye çok
korkuyorum. Güzelim memleketimi
bırakıp gider miyim acaba? Çok zor
çok...
"Eğer bir gün gidersem yani gitmek varmış dersem işte o zaman..."