Güzel bir Van sabahında kuşların
cıvıltısı ile uyanırken bugün ne
olacak acaba diye düşünürken...
Biraz aşk, biraz da duvar örücüleri
ele konulu bir yazı. Yazının
bütünlüğünde sizleri düşündürmek ve
yazıya farklı bir gözle bakmanız
için yazarken bazı yerlerini eksik
vermiş olabilirim. İnanıyorum ki
eksiklikleri siz değerli
okuyucularım düşüncelerinizle
tamamlayacaksınız. Şimdi derin bir
nefes alarak başlayalım isterseniz.
İnsanlar adım atarken arkalarına
bakmazlar genelde. Geride
bıraktıkları belki de yarınlarıdır.
Ama çoğu zaman geride kalan kuru bir
nefrettir. Bu nefret kimi zaman
karşılıklı, kimi zaman da
karşılıksızdır. Ancak sonuç itibari
ile her iki koşulda da kişiye zarar
verdiğini söyleyebiliriz.
Öfke ile nefret kelimeleri
birbirleriyle çok iyi anlaşırlar.
Bir anlık öfke nefrete neden
olabiliyor. Öfkelerin çoğunda dikkat
edici unsur kişinin zarar görmesi ya
da zarar vermesidir. Bunlar atılan
adımın sağlam olmadığını kanıtlayan
durumlardır. Şöyle ki kişi öfkelenip
zarar verdikten sonra elime ne geçti
ya da pişman mıyım gibi soruları
kendine sorarsa, sağlam adım
atmadığını anlayacaktır. Tabi bunlar
çok derin konular. Asıl konumuz
duvar örücüler ve hayat bu mu
dediğimiz anlar.
Sokakta, çarşıda dilenen insanlar;
selpak satan çocuklar, sakız satan
çocuklar ve aç kalanlar. Sadaka
dağıtırcasına yandaşlık yapan bir
zihniyet. Eğitim ve sağlık üzerinden
can pazarlığı yapanlar. Âşk acısı
çekenler. Hizmet karşılığı kendi
kendine teşekkür edenler. Sahnenin
arkasında konuşanlar. Ve özetle tüm insanlar
neredesiniz? Size bir sorum
olacaktı: Hayat nedir?
...
Bizler olaylara sadece kendi
penceremizden bakıyoruz. Karşı
taraftaki kişiyi düşünemez hâle
gelmişiz. Sadece yorumluyoruz.
Sadece ismimizi ve resmimizi
gizleyerek konuşuyoruz. Başka bir
deyişle ikili oynuyoruz. Gerçi
bazıları üçlü beşli de oynamaya
başladı. Ona daha vakit var diye
açıklamıyorum. Soyut anlamda sözümüz
varken somut anlamda bir adım bile
attığımız yok. Oturduğumuz yerden
bas bas bağırıyoruz. Birilerinin
bize kulak vermelerini bekliyoruz.
Bazen yerel radyo, televizyon,
gazete ve internet gibi araçlarla
sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Ve
belki de daha neler yapıyoruzdur da
yazmaya kırık kalemimin mürekkebi
yetmeyecek diye kısa kısa yazıyorum.
Durum böyle iken neden gerçekleri
görmezden geliyoruz? Neden yapılması
gereken hizmete teşekkür ediyoruz?
Birileri yapılması gereken bir
hizmet için halk adına neden
kendilerine teşekkür ediyor? Belki
de halk teşekkür etmeyecektir.
Bunlar sadece duvarcılardan görünen
bazı gerçekler. Peki ya
görünmeyenler?
...
Bazı aileler genelde çok nüfusludur.
Özellikle ülkemizin doğu
taraflarında yaşayan kesimlerde buna
dikkat etmişizdir. Bana göre çok
nüfusluluk kötü bir şey değildir.
Ancak bir ailenin 10 çocuğu varsa,
bu 10 çocuk için yeteri gelir yoksa
işte o zaman hayat bu mudur diye
sormalı. Anne ve
baba bu çocuklarına bakabiliyorlar
mı? İşte bu noktada çok nüfusluluğun
zararlarını görmüş oluyoruz. 2
çocuğa bakmak daha kolayken 10
çocuğa bakmak ne kadar zor olur
sizler daha iyi tahmin edersiniz.
Bunların hepsi hayatın birer basit
ve ufak gerçekleridir.
Hayat bu mu dedik ve işin içinden
çıkamaz olduk. Konuşulacak o kadar
çok şey var ki. Ben sadece önemli
bazı konulara değinme gereği
buldum.
Son olarak âşk ile ilgili bir şey
anlatıp konuyu bitirmek istiyorum.
Âşk kimine hayat, kimine göre
ölümdür. Bana göre de âşk hayatın
devamıdır. Ancak âşk sadece soyut
bir kavram olup sevgiyle
bütünleştiği an anlam kazanır.
Son yıllarda özellikle teknolojinin
gelişmesine bağlı olarak âşkın çok
küçük yaşlardan itibaren yaşandığına
ya da yaşanıyor gibi olduğuna şahit
olmuşuzdur. Bir zamanlar 15
yaşındaki biri âşkı bilmezken,
günümüzde 7 yaşındakiler bile
rahatlıkla bu kelime ile iç içeler.
Tabi bunlar ne kadar doğru, ne kadar
yanlış tartışılmalı! Biz bunun
tartışmasını ilerleyen günlerde
çıkacak yazılarımızda yapacağız.
Genel olarak ergenlik döneminde
gerek kızlarda gerekse de erkeklerde
çeşitli duygu değişimleri ön planda
olur. Sanki âşk olmasa bu hayat
çekilmez olur gibi düşüncelere
kapılırlar. Aslında kişi bu dönemde
âşık olmaz. Sadece âşık olduğunu
zanneder. Oysa bilmez ki yaşadığı
duyguların geçici olduğunu ve
sürekli değişebileceğini. Sadece
sever, sevdikçe kendini kaptırır.
Gün gelecek hayat sıkıcı gelecek
ona, hatta hayatına son vermeyi bile
düşünecektir. Bir dönem gelir ki
işte o zaman ergenlik dönemi biter
ve tercih yapma vakti geldi
diyecekler...
Birbirini seven iki genç
birbirlerine ait olduklarını iddia
edeceklerdir. Ancak zamanla
yanılacaklardır. Çünkü birbirlerini
her ne kadar çok sevseler de
karşılarına daha iyisi çıktığında
onlara şans vermek isteyeceklerdir
belki de. Çoğu yazımda şans vermenin
güzel bir şey olduğunu vurguladım.
Ancak söz konusu âşk olunca
birbirini seven iki gencin
kapılarını şansa kapatmalarını
şiddetle öneriyorum. 10 - 17 yaş
aralığındaki kardeşlerim diyor ki
biz şimdi âşkı yaşayamazsak ilerde
tat vermez. Biz âşkı yaşamak için
büyümeyi beklersek yapacaklar
listemizdeki âşktan mahrum kalmış
oluruz diyorlar. Kendilerine hak
veriyorum.
Ancak gerçekten yaşadıkları âşk
mıdır yoksa âşık olmaya çalışmak
mıdır noktalarında
samimi olarak verilmesi gereken
cevabı biraz düşünseler daha doğru
bir karar verecekleri kanısındayım.
...
Hayatımızın kendisi bir tercihtir.
İnsanlar bazen iyi de olsa en iyi de
olsa tercih yaparlar. Hatta bazen
kötü tercih bile yapanlar oluyor.
Âşk da öyle bir şeydir işte. Siz
birini severek tercih yapmış
oluyorsunuz. Karşınıza daha iyisi
çıktığında tercih değiştirmeyi
düşünmemelisiniz. Herkes en iyi
tercihi yapmak zorunda değildir; ama
herkes vermiş olduğu tercihe lâyık
olmak zorundadır. Ve soruyorum size
hayat bu muydu?
Bugün öğrendim ki kişi haklı da olsa
haksız da olsa teşekkür etmeliyim.
Belki bir gün teşekküre tahammül
edemeyenler ne demek istediğimi
anlarlar. Biz her zaman umutlu
olmalıyız. Ki mutlu olmak
zorundayız. Kesinlikle hemen şimdi
yaşanması gereken mutluluğu yarına
bırakmamalıyız. Aynı şekilde
birileri gibi ortaya çıkıp 2023 gibi
değersiz bir sayının -ki bu
bazıları için muazzam bir yıl
olacaktır- hesabını yapmayalım.
Ne yarının ne de dünün hesabını
yapacak zamanımız var. Yol
yakınken ülkedeki sorunlar çözülmeli
ve yoksulluğa son verilmelidir.
Artık hiçbir vaat karın doğuracak
güçte değildir. Halk artık bir
birilerinin çözüm noktası olmasını
istiyor. Her şeye rağmen umudumuzu
yitirmiyor ve hayata
gülümsemeliyiz.
Değerli okurum, güzel bir cuma
gününde kırık kalemimden dökülen
sözcükler sonrası yazmaya gerek
duyduğum karma yazımı okuduğunuz
için sizlere teşekkür ediyorum.
"Adım atmadan önce arkana bak, çünkü geride bıraktığın nefret sana zarar verebilir."