Van ilimizde zor bir süreç hükmünü
sürerken öte yandan okullar açılsın
ki hayat normale dönsün tartışmaları
gündemde. Hadi bakalım açılsın
okullar. Başlasın sınavlar.
Başlasın bahaneler.
Kariyer sahibi olmak önemli mi?
İnsanların doğdukları tarih belli
olsa da ne zaman öleceklerini
kendileri bilemez. Yaşadıkları kadar
hayatlarının sınavından geçmek
zorundalar.
Sınavlar hayatın ta kendisidir. Sınavsız bir
hayat düşünülemez. Düşünsenize
sınava giren herkes kazansa kim
farklı olacak. Kim sebze satacak!
Hani derler ya her sabah güneş farklı olur.
Aslında her sabah güneş aynı
güneştir. Değişen bizleriz. Hayata
baktığımız pencereden nasıl bakarsak
öyle görürüz ve penceremiz ne kadar
büyükse o kadar çok büyük görürüz.
Aslında ben de bu durumdayım. Hayata
baktığım pencere o kadar büyük ki
sizin o zor dediğiniz sınavları
göremiyorum.
Bilirsiniz belirleyici üç madde vardır.
Bunlar dün, bugün ve yarındır.
Bugünü dün gibi yaşarsan yarının da
bugün olacağını unutmamalısın. İşte
sınavların asıl mantığı burada
başlıyor. Bunu okuldaki yazılı
sınavlarını örnek vererek açıklamak
istiyorum. Bir öğrenci düzenli
olarak dersten önce o dersin
konularını okursa ve hocasını
dikkatli dinlerse bir adımda
başarılı olur. İkinci adım ise evde
bu konuları tekrar etmektir. İşte bu
şekilde çalışmaya günü gününe ders
çalışma diyoruz. Günü gününe ders
çalışırsanız sınavlara meydan okumuş
olursunuz. Lütfen deneyin ve
başarıyı elle tutunuz. O zaman daha
çok mutlu olduğunuzu göreceksiniz.
Bakınız günü gününe ders çalışmaz ve
tekrar etmez iseniz bunlar zamanla
birikir. Hem ne demiş atalarımız
"Damlaya damlaya göl olur."
Her zaman öğrenciler öğretmenleri, okulun
binasını gibi şeyleri bahane
ederek hep isyan ederler. Peki,
düşünmez mi köyde hem çobanlık yapıp
hem de zor şartlarda derece yapan
öğrencileri... Bunlardan farkı nedir
ki? Hatta şehirde yaşayan birisi
daha şanslıdır. Burada akla gelen
ilk şey imkânı yanlış kullanmadır.
Şehirde olan imkânı yanlış
kullanırsa en iyi okullarda olsa
bile başarılı olması söz konusu
olamaz.
Günde 12 saat ders çalışmaya son
Evet, bu konumuz çok
önemli. Bir öğrenciyi çalıştığı saat
kadar değerlendirmek yanlış olur.
Benim bir saatte anladığımı bir
başkası belki de 12 saatte
anlıyordur. Ama bilinen bir gerçek
var ki çok çalıştığını sanıp
başarısız insan sayısı o kadar çok
ki. Burada verim gelir akla. Evet,
çok değil; verimli çalışmak.
Önemli olan her gün aynı saatte ders
çalışmak değildir, önemli olan her
gün çalışılması gereken derse
yeterince çalışmaktır. Ders çalışma
programlarında amaç görsellik oluyor
her nedense.
Ders çalışma programlarında kişi daha çok
derse yoğunluk verir. Hatta programa
baktığınızda serbest çalışma için
çok az zaman ayrıldığını
göreceksiniz. Aslında burada kişi
kendisini kandırıyor. Çünkü ders
başına geçen bir öğrenci o anda eğer
sms atmakla uğraşıyorsa ya da bir
dakika tv kanallarını değişeyim
diyorsa; zaman kaybetmez mi? Hem
herkesin içinde bir şeytan yok
mudur? Madem sms atacak, madem tv
izleyecek. Neden programında bunlara
yer vermedi? İşte bu öğrencilerin en
acımasız gerçeklerinden biridir.
Değerli okurum, lafı fazla uzatmak
istemiyorum. Ama söylemeden de
geçemeyeceğim. Zor ve kolay
kavramlarını herkes bilmiyor.
Bilenler de yanlış biliyor. Hiçbir
şey kolay ya da zor değildir. Kişi
yazılıya çalışıp yüksek not alırsa
kolay der; çalışmaz ve düşük not
alırsa zor der. İşte kolay ve zor
buradan ibaret.
"Bir işe başlamak, o işin yarısını bitirmek demektir."