Yine karlı bir Van sabahı. Yine hava
çok soğuk. Yine buruk geçen bir
sevinç. Acaba bugün ne günüydü?
Bazı olaylar insanları çok derinden
etkiler. Hatta bu olaylar insanlığa
bazı günleri, yaşama sevincini ve en
basitinden şükretmeyi unutturabilir.
Bunu anlayışla karşılıyorum. Ancak
bize yazmayı öğretenleri ve şuanda
bu yazımı okumanızı sağlayanı ne
yazık ki unuttuk. Unuttuk; çünkü
onları hep mağdur etmişiz. Unuttuk;
çünkü onları hayal ettikleri şehre
atayamamışız. Unuttuk; çünkü onların
dertlerini dinlemedik. Unuttuk;
çünkü onların görüşleri her zaman
bizim için değersiz kaldı. Unuttuk;
çünkü onları biz öldürdük. Unuttuk;
çünkü onları baş tacı yapmadık. Ama
artık unutmayalım. Gün yeni doğuyor.
Her zaman dediğim gibi gün
kardeşliğe açılan kapıda doğar ve
orada batar. Gelin gün batmadan
bugünün öğretmenler günü olduğunu
hep bir ağızdan hatırlayalım. Ve
öğretmenlerimize sevda türküleri
söyleyelim. Onları kalbimizde
yaşatalım.
Şüphesiz ilk öğretmenlerimiz anne ve
babalarımızdır. Onlar bizi ikinci
ailemiz olacak okullara
hazırladılar. İkinci okullarımızda
bizi öğretmenlerimiz karşıladı.
Onlar bize okumayı-yazmayı
öğrettiler. Sigaranın kötü bir şey
olduğunu anlattılar. Hayatı
anlattılar. Trafiği anlattılar.
Meslekleri anlattılar. Tarihimizi
anlattılar. Günü geldi anılarını
bile anlattılar. Onları örnek
aldığımız bile oldu.
Bugün öğretmenlerimiz için nadide
bir gün. Bugün bir çiçekle ya da
tatlı bir sözümüz ile onları
hatırlayacağız belki. Belki de bugün
onları dünyanın en mutlu insanları
yapacağız. Peki, bunlar yeterli
midir? Emektarlarımızı sadece 24
Kasım gibi günlerde hatırlamak
yeterli midir? Kesinlikle
yetersizdir. Bakınız, yaklaşık bir
ay önce bir deprem yaşadık. O
depremde Özlem Karakurt Burma
öğretmenim enkaz altında kalıp
hayatını kaybetti. Haberi duyar
duymaz gözyaşlarıma hâkim olamadım.
Yaşasaydı eğer bugün onun da
öğretmenler gününü kutlayacaktım.
Yaşasaydı eğer bugün o da bu
sevincini yaşayacaktı. Yaşasaydı
eğer bugün oğlu Metehan da
onun sevincine ortak olacaktı. Ve
daha nice değerli öğretmenlerimiz
depremde hayatlarını kaybettiler. O
yüzden öğretmenlerimizi sadece 24
kasım gibi günlerde hatırlamayalım.
Onları her daim hatırlayalım.
Güneşin doğuşunda ve batışında da
onları hatırlayalım. Onları
kaybetmeden hatırlayalım. Onların
değerli olduklarını anlatmak için
bugünü beklemeyelim. Bugün gelir mi
gelmez mi belli değildir. 24
kasımlar olsun, ama her günümüz 24 kasım olsun. Her anımızda
öğretmenlerimiz olsun!
Yıllarca okursun, çaba gösterirsin.
Yeri gelir aç bile kalırsın. Sonra
üniversite sınavına girme
zorunluluğu ile karşılaşırsın. Onu
da geçersin. Eğitim fakültesinden
öğretmenliği okursun. Sonra öğretmen
olursun. Aylarca atanmayı beklersin;
bu aylar yıllara dönüşür. Umudunu
yitirmezsin, atama günlerinde
kulağın atanan isimlerde olur. Dua
edersin, saatlerce beklersin. Ama
netice ortada; atanamazsın!
Atanamazsın! Hayallerin dün olur
gider. Beklersin yine. Belki kısmet
değilmiş dersin. Belki gelecek
seneki atamalarda ismim çıkar
dersin.
Ülkemiz eğitim sisteminde çok ciddi
sorunlar var. Yıllarca bize
sıfatları öğrettiler. Yıllarca
cümlenin sonuna nokta konulacağını
öğrettiler. Bu söylediklerim uydurma
filan da değil. 4. sınıftan 12.
sınıfa kadar olan Türkçe ve Dil
Anlatım Bilgisi kitaplarını
incelerseniz bana hak verirsiniz.
Peki, sonuç? Sonuç ortada; yine
başarısız olduk. Yine sınıfta
kaldık. Yazı yazarken cümlemize yine
noktayı bırakmadık. Sorun nokta mı
peki? Elbette ki sorun noktadan
ibaret değil. Sorun bu tekrarların
ben biliyorumlara neden
olmasıdır. İddia ediyorum ben
biliyorum diyen bireyler kesinle
hiçbir şey bilmiyorlar. 8 yıl
boyunca sıfatları öğretmek yerine
başka bilgiler öğretilebilirdi.
Ülkemizi terörden nasıl
kurtaracağımız öğretilebilirdi.
Depreme karşı nasıl dayanıklı
evlerin yapılacağı öğretilebilirdi.
Mesleki
eğitimlere yoğunluk verilebilirdi.
Eğitim sistemi kendine çeki düzen
verebilirdi.
Ve öğretmenlerimiz... Peki, bakanlık öğretmenlerimiz
için ne yapıyor? Onları istedikleri
yere atayabiliyor mu? Yoksa kura
çekercesine kumar mı oynuyoruz? Ne
oluyor bize? Bu ülkeye ne oluyor?
Hâlen 18. yüz yılı yaşıyoruz. Her
şeyde geriyiz. Elimizdeki tek hazine
bilgidir. Bu bilginin sağlayıcıları
ve danışmanları olan öğretmenlere
yeterince önem verilmiyor. Bir
depremde enkaz altında kaldıklarında
hatırlanıyorlar. Yıllarca atanmayı
bekliyorlar. Hal böyle iken kim
öğretmen olmak ister ki? Kim bize
öğretmek ister ki? Tabi suç bizde.
Öğretmenliği bilmeyeni bakan
yapıyoruz.
Bakanlık diyor ki… Milli Eğitim Bakanlığımız
atanamayan öğretmenler için şüphesiz
kontenjanı bahane edecekler. Ki
haklılar. Haklılar çünkü web
tasarımına özel bir öğretmenlik yok.
Haklılar çünkü bilişim uzmanlığına
ait öğretmenlik yok. Haklılar çünkü
satranç öğretmenliği yok. Haklılar
çünkü hayat öğretmeni yok. Ve daha
ismini sayamadığım bir sürü meslek
var. Ama hiçbirinin öğretmeni yok.
Siz satranç alanında uzman olmayan
birinden size satranç öğretmesini
bekleyemezsiniz. Aynı şekilde siz
bilgisayar öğretmeninden size web
tasarımı, grafik tasarımı ya da
bilişim uzmanlığı ( BT, IT, hacker)
öğretmelerini bekleyemezsiniz. O
zaman ne yapılmalı? Yapılacak şey ve
atılacak adım bellidir. Bu alanları
önlisans programından çıkarıp
öğretmenliklere dönüştürebiliriz.
Böylece kontenjan sayımız artacak ve
hatta açıklar bile olacaktır.
Bakınız, bu kesinlikle bir uydurma
falan değildir. Bunu çok iyi bir
şekilde analiz ettikten sonra kaleme
aldım. İddia ediyorum ülkemizde her
mesleğin öğretmeni olursa hiçbir
ülke ülkemizle baş edemez duruma
gelirler. Ve o zaman ülkemiz
kalkınmış olacaktır.
Bir örnek olay... Geçenlerde bir bakanlık sitesine
siber saldırı yapıldı. Neden site
kendini koruyamadı? Çünkü siteye ait
aktif sistem yöneticisi yoktu. Varsa
da yeteri bilgisi yoktu. Neden?
Sistem yöneticisi adında bir
öğretmenlik yok da ondan. Bilişimde
çok iyi olduğumuzu iddia ediyoruz
ama kullandığımız tüm cep
telefonları yabancı ülkelere ait.
Kullandığımız işletim sistemi,
bilgisayar ve neredeyse teknolojinin
%99.9'u dışarıdan geliyor. Bu da
ülkemiz için acı bir durumdur. Sen
gelip bu alanlarda öğretmenlikler
çıkarmazsan bu acılar her zaman
hükmünü sürdürecektir.
Bakanlığa sesleniyorum... Sayın Bakanım bir rütbem
olmadığı için düşüncelerimi belki de
önemsemeyeceksiniz. Ama bilmenizi
isterim ki bu düşüncelere sahip
olmak için de bakan olmam
gerekmiyor. Çalışmalarınız halk
tarafından beğeniliyor olabilir. Ki
ben de beğeniyorum. Ama yerinizde
saydığınızın farkında mısınız? Hep
aynı şeyler? Nerede yenilikler?
1920'lerde bile ülkemiz neredeyse
baştan aşağı yenilendi. Şimdi neden
yapamıyoruz? Paramız mı yok? Yoksa
çıkarlarımıza mı aykırı? Yavaş
yavaş meslek liselerine önem
vermeniz güzel bir gelişme ama
yeterli değildir. Verilen dersler
bilir-kişiler tarafından verilmiyor.
Web tasarımı, grafik tasarımı, Auto
Cad, Net Cad, bilişim uzmanlığı gibi
alanların eğitimini bilgisayar
öğretmenlerinin yapmaları da çok
saçma. Bilgisayar başlı başına
yıllar içerisinde öğrenilir. Auto
cad peki? Bir öğrenciye bir senede
bile zor öğretirsiniz. Hani bilmesem
bu sözleri sarf etmezdim. Bunlar
sadece basit örnekler. Daha başka
örneklerim de var. İstiyorum ki her
alanın bir öğretmeni olsun.
Okullarımız ve liselerimiz meslek
edinme yerine dönüşsün! Öğretmen
atama sorunu olmasın!
Öğretmenlerimize sahip çıkılsın!
Atandıkları illerde çürük binalarda
barınmalarına müsaade edilmesin!
Bakınız göreceksiniz her alanda
öğretmen olunca atama gibi bir
derdimiz olmayacak. Tek derdimiz,
tek türkümüz öğretmek olacak.
Öğrendikçe ülkemiz gelişecek ve
gücümüz artacaktır. Avrupa
Birliği'ne girme gibi bir çabamız da
kalmayacak o zaman. Hatta onlar
Türkiye desteğine ihtiyaç
duyacaklar. Hayal değil, sadece
yeniliklerle yapılması en çok mümkün
olan bir şeydir bu.
Acıdan sonra buruk bir günün
sevinci... 23 Ekim 2011 Van depremi ve
öncesindeki şehit haberleri bizi çok
üzdü. Depremde bir sürü öğretmenimiz
enkaz altında canlarını yitirdiler.
Bugün onları dualarımızla cennete
uğurlayalım. Bugün onların
isimlerini kalbimize yazalım. Öyle
bir yazalım ki asla unutulmasınlar!
Depremde hayatını kaybetmiş tüm
öğretmenlerimizin mekânı cennet
olsun dileklerimizi de eksik
etmeyelim. Bugün onları da
hatırlayalım. İsimleriyle
hatırlayalım, dua edelim. Aynı
şekilde ben de dua edeceğim. Hem
Özlem Karakurt Burma öğretmenim
için hem de diğer tüm
öğretmenlerimiz için.
Onlar da Öğretmen! Doçentlerin, profesörlerin,
akademisyenlerin, usta
öğreticilerin, meslek uzmanlarının
ve rehberlerin de birer öğretmen
olduğunu unutmayalım. Bugün onları
da hatırlayalım. Özetle öğreten
herkesi hatırlayalım bugün. Ve
bugünlerimiz hep olsun. Hep olsun ki
yarınlarımızda da bugünün sevincini
tekrar tekrar yaşayalım.
Güzel bir 24 Kasım 2011 Perşembe
sabahında kalemimin mürekkebi
yettiği kadar öğretmenlerimizi
hatırlamaya çalıştım. Onların
acılarını, dertlerini ve
sevinçlerini belki de dile
getiremedim. Ama bugün tüm
öğretmenleri kalbimde bir kez daha
hatırlamanın sevincini yaşıyorum.
Sadece bugün değil, her zaman bu
sevinç olacak. Ve her zaman
öğretmenlerimizi unutmayacağız.
Bakanlığımızdan umutlarım var. Çok
yakında olmasa da bir gün güneşin
doğuşuyla sorunlar batacaktır.
Ayrıca 1999'dan bugüne kadar devam
eden eğitim hayatımda bana emeği
geçen Ercan Esmer, Mustafa Işık,
Yusuf Kahraman, Salih Zeki Aytaç,
Turgay Nar, Rahmi Gündağ, Bekir
Yıldız, İbrahim Yumuşak, Özlem
Karakurt Burma, Lokman Tekin, Bişar
Adıyaman, İsmet Samsa, Fesih Atlı ve
ismini sayamadığım diğer tüm
öğretmenlerime teşekkür ediyor;
öğretmenler günlerini en içten
dileklerimle kutluyorum. Aynı
şekilde tanıdığım, tanımadığım diğer
tüm öğretmenlerimizin de günlerini
en içten dileklerimle kutluyorum.
Biliyoruz ki bilgi paylaştıkça
çoğalır. Ne olursa olsun öğrenme
tutkumuzu ve öğretme kabiliyetimizi
kaybetmeyelim. Zor günler de birer
sınavdır. Elbet bir gün sorunlar
çözülecek. Eğer şuanda bu yazıyı
okuyor bu cümlemin sonunu merak
ediyorsanız; her anınızda
öğretmenler olsun diyorum.
"24
kasımlar olsun, ama her günümüz 24 kasım olsun."