Çok uzaklarda olduğumuzu
düşündüğümüz yerde; bugünkü konumuz
marka ve marka iletişimi bölümü.
Marka iletişimi nedir, iş imkânları
var mıdır, marka iletişimi mezunları
nerelerde çalışır gibi sorulara
cevap vermeye çalışacağım. Marka
iletişimini açıklamadan önce de
markanın ne olduğunu açıklayacağım.
Şimdi sizlere günlük hayatla alakalı
bazı sorular sorarak başlamak
istiyorum.
# Aldığınız her ürünün markasına
bakıyor musunuz? # Aldığınız hizmetin marka olması
önemli midir? # Marka ayakkabı giymeyi seviyor
musunuz? # Marka deyince aklınıza ne
geliyor?
Marka Nedir?
Marka, bir işletmenin mal ve/veya
hizmetlerini bir başka işletmenin
mal ve/veya hizmetlerinden ayırt
etmeyi sağlaması koşuluyla (kişi
adları dâhil) şekiller, harfler,
sayılar, malların biçimi veya
ambalajları gibi çizimle
görüntülenebilen ya da benzer
biçimde ifade edilebilen, baskı
yoluyla yayımlanabilen ve
çoğaltılabilen her türlü işarettir.
Marka gelecekle ilişkilidir. Yani
gelecek marka üzerine kuruluyor
diyebiliriz. Çok tanınmışlık artık
markayı ifade ediyor. Marka olan
insanlar ve ürünler herkesçe
tanınmaya müsait. Tüm bunları göz
ününde bulundursak bazı şahıs ve
firmaların başarılarının dünden
bugüne nasıl korunduğunu
anlayabiliriz.
Marka "®" (Çember içerisinde
R harfi.) simgesiyle gösterilir.
Açılımı da "registered" olup
Türkçede "kayıtlı" manasına
gelir. Yalnız bu işareti herkes
kullanamaz. Kimlerin
kullanabildiğini açıklamadan önce
ülkemizde marka tescili hakkında
kısa bir bilgi aktarmak istiyorum.
Marka Tescili
Marka tescil ettirmek isteyen/ler
şahsen ya da marka vekili
aracılığıyla Türk Patent
Enstitüsü Başkanlığı'na (TPE)
elden veya posta yoluyla başvurur.
Türk Patent Enstitüsü, Hipodrom
Caddesi No:115 06330
Yenimahalle/ANKARA adresinde hizmet
vermektedir. Ayrıca elektronik ya da
mobil imza sahibi kişiler, Türk
Patent Enstitüsü'nün internet
sitesinden çevrimiçi başvuru yoluyla
da marka başvurusunda
bulunabilirler. (www.tpe.gov.tr)
Her marka tescili yapana da gerçek
anlamda marka diyemeyiz. Markada
tanınmışlık esastır. Dikkat
ederseniz Türkiye'nin
başbakanlarından Recep Tayip
ERDOĞAN bile markalaşmanın
önemini bildiğinden RTE markasını
tescil ettirdi. Neden mi? Ülkede
Erdoğan'ı tanımayan var mı? O hâlde
tanınmışlık diyoruz.
Markanın ne olduğunu ve nasıl tescil
edildiğini öğrendik. Ancak burada
çok önemli iki telaffuz söz
konusudur. Bunlardan biri marka
tescili diğeri de marka başvurusu.
Marka başvurusu yapıp hizmet ve/veya
ürününü koruma altına aldıran
şahıs/firma ® simgesini kullanamaz.
Bu simgeyi sadece tescilli markalar
kullanabilir. Her marka başvurusu
kabul edilecek ya da kesinlikle
tescil için onay alacak diye bir
kural yok. Bakınız ülkemizde
kendilerini ileri zekâlı sananlar da
çok. Hatta TPE resmi web sayfasında
facebook kelimesini aratırsanız bu
kelime için ne kadar çok başvuru
yapıldığını ve çoğunun
reddedildiğini görebilirsiniz.
Marka ve Marka İletişimi
Markanın ne demek olduğunu artık
biliyoruz. Peki, marka iletişimi
nedir? Anadolu Üniversitesi başta
olmak üzere birçok üniversitede son
yıllarda açılan marka iletişimi
bölümü nedir? Bu tür sorulara net
bir cevap vermek akıllarda soru
işaretleri bırakabilir. Şimdi buna
net bir cevap vermek yerine
amaçlarını anlatalım. Marka
iletişimi üretim/hizmet
sektörlerinde pazarlama, halkla
ilişkiler, reklâm, iletişim,
kurumsal iletişim gibi isimler
altında çalışan ve bu alanlara
yönelik bir akademik eğitim almamış
mevcut ya da potansiyel işgücünün
alana ilişkin niteliklerini
geliştirmek, çalıştıkları şirketin
kurumsallaşması ve
profesyonelleşmesi konusunda katkı
sağlamayı amaçlar.
Çoğu zaman bana hangi bölümü
okuduğum sorulurdu. Marka iletişimi
dediğimde karşımdaki şahsın
şaşırdığına şahit olurdum. Bu
bölümün ne olduğunu, ne işe
yaradığını bilen sayısı çok az.
Bilenler de bana denk gelmiyor
olmalıydı. İddia ediyorum eğer
markalaşma olmasaydı çoğu şey de
olmazdı. Dikkat ederseniz günümüzde
çoğu şeyin bir markası vardır. Bir
şeyler alırken markasına bakar öyle
alırız. Markaları da genelde
reklâmlar aracılığıyla biliyoruz.
Marka İletişimi İş Alanları
Birçok kaynağa göre bölüm mezunları
üretim ya da hizmet sektörlerindeki
reklâmcılık, halkla ilişkiler gibi
alanlarda rahatlıkla iş
bulabilirler. Ben şahsen bu konuda
hemfikir değilim. Çünkü üreten ister
bir şahıs olsun ister bir kuruluş
olsun neticede hitap edilen kitlenin
konumu aynıdır. Bu hizmet sektörleri
için de geçerlidir. Bilgisayar
satışı yapan bir mağaza yok; birçok
mağaza var. Domates üreten bir kesim
yok; birçok kesim var. İyi domatesi
herkes üretemiyor. İyi hizmeti
herkes veremiyor. Bu durumda
doğabilecek rekabet ortamında marka
iletişimi konusunda iyi olan
kazanacaktır.
"Biz aynı hizmeti mi sunuyoruz?",
"Biz aynı şeyi mi üretiyoruz?"
sorularında ortada kalanların bir
marka iletişimi mezununa ihtiyacı
vardır. Aynı hizmeti ya da üretimi
sunuyorlarsa tercih edilmek için
neler yapılabilecekleri kitlenin
davranışlarını bilmeleriyle, hukuken
neler yapabilecekleriyle ve bunları
hesaplayabilmeleriyle sağlanır. Aynı
zamanda bunları nasıl bir işletme
politikası izleyerek
yapabileceklerini ve nerelerde
reklâma ihtiyaç duyacaklarını da
bilmeleri gerekir.
KOBİ'ler başta olmak üzere yurtiçi
ve yurtdışı pazarında iyi bir
noktaya gelmek isteyen tüm üretim ve
hizmet sektörleri pazar gücünün
doğurabileceği sonuçları önceden
tahmin etmelidirler. Bu konuda iyi
hamle yapmazlarsa taklit
edildiklerinde ellerindeki mevcut
gücü de kaybedebilirler. Facebook
mesela defalarca taklit edildi.
Hatta bu adla marka tescili yapıp
farklı yerlerden saldırmak
isteyenler bile oldu. Ama hiçbiri
başarılı olamadı. Çünkü Facebook'un
bünyesinde çalışan marka iletişimi
bilirkişiler pazarın gücünü
biliyorlardı. Hatta hukuken
yapabileceklerini fazlasıyla
yaptılar. Hatta ve hatta sadece
ülkemizden tescil edilebilen
facebook.com.tr adresini bile
düşünüp planlamışlardı -ki uygun
zamanı yakaladıklarında bu adresi
tescil ettiler. Tüm bunlar sadece
parayla sağlanmıyor. Paranın yanında
bilgi de lazım. Özetle marka
iletişimi bölümü mezunları için
bölümleri sınırlayamıyoruz. Hedefi
büyük olan her işletme bünyesinde
bir marka iletişimi mezunu da
bulundurabilir.
Bazen marka iletişimi bölümünden
mezun öğrencilerle sohbet ediyorum.
Diyorlar ki mezun olduk ama bir
türlü iş bulamadık. Tabi bulamazlar.
Çünkü ellerinde sadece bir diploma
var. Boş bir diploma. Bir markanın
hukuksal sürecini bile bilmiyorlar.
Hatta herhangi bir markayı analiz
etmelerini isterseniz şaşırırlar.
Çünkü kişi bölümü sevdiği için
okumamıştır. Sırf elinde bir diploma
olsun diye okumuş; hatta sınavlara
bir hafta kala çalışmış ve oradan
buradan topladıklarıyla bir şekilde
sınavı geçmiştir. Bu sorun sadece bu
bölüme özgü değildir. Diğer lisans
ve önlisans programlarında da aynı
sahneyi görmek mümkündür. O yüzden
belirtmek isterim ki bu bölümün
hakkını verip başarılı bir şekilde
dolu bir diploma ile mezun olanlar
muhakkak iş bulurlar.
Marka İletişimi Dersleri
Bölümün derslerini yazıp konuyu
uzatmak istemiyorum. Derslerle
alakalı sadece bazı uyarılarda
bulunmak istiyorum. Marka iletişimi
birinci sınıf öğrencileri ilk senede
marka konulu dersler görmediklerini
öne sürüyorlar. Haklı olabilirler.
Ancak bilmeliler ki birinci sınıfta
okutulan dersleri bilmezlerse ikinci
sınıf derslerini hiç anlayamazlar.
Çoğu zaman bazı öğrenciler "benim
işim hukuk değil, neden bu dersi
görüyorum" şeklinde isyan
ediyorlar. Hâlbuki bu dersi bilmezse
markanın hukuksal sürecini
bilmezler. Bu sadece basit bir
örnekti. Bu bölümü okuyorsanız
lütfen birinci sınıf derslerine önem
veriniz. Bir gün marka iletişimi
mezunu olarak işe girdiğinizde bana
hak vereceksiniz.
Marka İletişimi Bölümünü Okumayı
Düşünenler
Çoğu zaman marka iletişimini okumak
isteyenlerden e-postalar almaktayım.
Bölüm nasıl, önerir misiniz türünden
soru içerikli e-postalar. Benim
bölüm hakkında pozitif yorum yapmam
ya da önermem önemli değil ki?
Önemli olan amaç değil midir? Madem
bu bölümü okumak istiyorsunuz o
zaman ilk olarak amacınızı
düşününüz. Bölümü bitirdikten sonra
ne yapmak istersiniz? Kariyer mi?
Yoksa sırf üniversite mezunu olmak
için mi okumak istersiniz? Amaç çok
önemlidir. Amacın yanında bölümü
okumaktan mutluluk duymak da
önemlidir. Bunun yanı sıra kişide
sayısal zekâ becerisinin olması da
gerekebilir. Marka sadece iletişim
kurmaktan ya da ben konuşarak
hallederim türünden bir şey
değildir. Yeri gelecek birçok hamle
sonrasını hesaplayabileceksiniz.
Hesap deyince aklınıza matematik
geldiğini ve bazılarınızın
matematikten ne kadar çok nefret
ettiklerini biliyorum.
Van Markaları
Van kedisi, inci kefali, Van Müzesi,
Van kahvaltısı, savat, Akdamar
Adası, kuş cenneti, ters lale, Van
kilimi, Van denizi, Van Kalesi, otlu
peynir gibi değerlerin marka olduğu
söyleniyor. Ancak detaylı bir
araştırma yaptığımızda resmiyette
marka olmadıklarını görebiliriz.
Zaten bu saydıklarımızın çoğu
coğrafi işarettir. Van kedisi gibi.
Van ilinde ünlü olan bir kahvaltı
salonu bu değerlerin çoğunun
tanıtılmasında önemli rol
oynamaktadır. İsmi lazım değil,
bilen biliyor.
Marka iletişimi bölümü ülkemizde
yeni olduğundan daha tam oturmuş
değildir. İlerleyen yıllarda bu
bölümün rağbet göreceğini ve
geleceğin mesleklerinden biri
olabileceğine inanıyorum. Çünkü
marka günlük yaşamda sürekli
yanımızdadır. Sohbetlerimiz bile
bazen marka olabiliyor. Tüm bunlar
varken bir de buna ek olarak marka
iletişimi hakkında bireyler
yetiştirilmesi büyük bir adımdır. Bu
alanda kendini geliştiren bireyler
reklâmcılık sektöründe büyük
başarılara imza atar diyerek bugünkü
konumuzu bitirmek istiyorum. Umarım
anlattıklarımla yararlı
olabilmişimdir. Yazıda birçok tanım
için anadolu.edu.tr, tpe.gov.tr
ve markailetisimi.net
adreslerinden yararlandım.
Olabildiğince kısa kısa bilgi
vermeye çalıştım. İlerleyen
aylardaki yazılarımda marka hakkında
daha detaylı bilgiler ve ipucular
vermeyi planlıyorum. Şimdilik söz
sırası sizde...
"Ne olduğumuzu bilelim ki, gözlerimiz kapandığında hatırlanalım."