Bir okul düşünelim Van ilinde... Bir
bahçesi olsun. Bir de çıkmaz bir
sokağı. Ha bir de arka bahçesi
olsun. Okul dedim de fazla derinlere
götürmeyeceğim sizleri. Okul dediğim
İpek Yolu taraflarında 2006 yılında
açılmış bir lise... Şirin bir o
kadar da küçük bir lise...
Bir okul için kendi duvarları
dışında kalan tüm bölge arka
bahçedir. Bu bazen bir ev, bazen de
futbol oynanılan bir halı saha
olabiliyor. Her okulun da kendince
misyon ve vizyonu vardır. Buna bağlı
olarak da MEB tarafından belirlenmiş
bir yönetmelik de vardır. İşte bu ve
buna benzer kural; artık her
neyse okulun kendi içerisinde
geçerlilik gösterir. Yani bir okul
müdürü gelip de sizin evinizde
kurallar sunma gibi bir yetkiye
sahip değildir. Aynı şekilde evinize
zil sistemi kurup teneffüsler de
yapmıyorsunuz. Evinizde istediğiniz
saat ve sürede ders çalışma ya da
çalışmama hakkınız da vardır. Ancak
bir okulda bu isteğe bağlı değildir.
Teneffüs bitimi ders başlar ve
kimisi dinler, kimisi de dinler gibi
yapar. Bu aslında pek önemli
değildir öğretici için. Tabi o
öğreticinin gözüyle baktığımda
önemli değil diyorum. Dersi anlatan
öğretici şahıs yani öğretmen
dediğimiz eğitmenler çoğu zaman
dersi anlatmak zorunda olmadıklarını
da belirtirler. Tabi bu da sorun
değil. Peki, o zaman sorun neydi de
şimdi okulun arka bahçesini konuşur
olduk? Dedim ya bir de okulun arka
bahçesi olsun.
Hayatının nerdeyse büyük bir
bölümünü okulda geçiren bir öğrenci
için eğitmenin tavrı çok önemlidir.
Bir öğrenci eğitmenini yani
öğretmenini tavırlarıyla benimser.
Bu bazen öğrenciye gülümsemek, bazen
de öğrencinin dertlerine ortak olmak
gibi bir şeydir. Bir öğretmen
öğrencisini kazanmak istiyorsa
öncelikle öğrencisini anlamaya
çalışmalıdır. İşte o zaman gerçek
anlamda öğrenci kendini yalnız
hissetmemiş olur. Bazen diyoruz ya
öğrenci-öğretmen arası iletişim
kopukluğu var diye. Aslında bunu biz
çıkartmadık. Bu zaten her insanda
olması gereken bir şeydir. Bunu
sadece öğrenci ya da öğretmenlere
bağlamak yanlış olacaktır. Bir
öğretmen zaten iletişim kopukluğu
var mı yok mu anlar diye
düşünüyorum. Eğer öğrencisi
kendisinden çekiniyorsa ya da
kendisine karşı saygısızlık
yapıyorsa mutlaka vardır bir sebebi.
İşte bunun gibi sorunları tespit
etmek için okullarda ek olarak
vazgeçilmez olan rehberlik
servisleri var. Tabi bu rehberlik
servisleri öğrencinin eğitmeni
arasındaki iletişim kopukluğunu
ortadan kaldırmada ne kadar başarılı
tartışılır.
Konumuza bir okul düşünelim diye
başlamıştım ya; düşündünüz mü o
okulu? Anlayabildiniz mi hangi
okuldan bahsettiğimi? Tamam,
anladım, sizler farkındasınız ve bir
anca önce bu yazının ne sonuca
bağlanacağını merak ediyorsunuzdur.
Bu söz konusu şirin okulda birkaç
öğrenci bir halı saha maçında kendi
aralarında tartışıp kavga
etmişler. Arka bahçede
gerçekleşen bu olay bir şekilde
okulun içerisine de sıçramıştır. O
yaptı, suç ondaydı derken
öğrencilerden biri ile öğretmeni
arasında polemik ekleniyor olaya.
Tabi bu durum öğretmene saygısızlık
diye not ediliyor öğrencinin
öğrencilik siciline. İş işten geçmiş
gibi görünüyor ama aksine
çözümdeyken öğrencinin hayatını
değiştirme kararı alınıyor. Nasıl
mı? Okul yönetimince basit görülen
bir şekilde öğrenciler
cezalandırılıyorlar. Yani ellerine
tasdikname verilip diğer bir adıyla
öğrenciye hadi güle güle deyip
okuldan atıyorlar. Peki, çözüm bu mu
olmalıydı? Bu soruyu okul yönetimine
bizzat sormak isterdim. Eminim bir
gün bu yazımı okuduklarında hayır
çözüm bu değildi derler. Ancak
dilerim ki bu vakit çok geç olmaz.
Çünkü o öğrenciler için kaybedecek
zaman yok. Düşünsenize öğrenci
evinden çok uzaklarda olan bir okula
kayıt yapmak zorunda kalıyor ve gitmekte
zorlanıyor. Hatta yeni öğretmenler,
yeni öğrenciler ve yeni bir ortam
ile karşı karşıya kalıyorlar.
Belki de hayatlarındaki en ani olay
budur. İlk bakışta basit gibi
görünüyor değil mi? Aman ne olmuş,
alt tarafı okulları değişmiş
diyebilirsiniz. Hatta akılları
başlarına gelsin de diyebilirsiniz.
Hatta ve hatta hak etmişlerdi de
diyebilirsiniz. Ne derseniz deyin
bunu yaşamadan yorumlayamazsınız.
Siz o öğrencilerin ailelerini de
bilemezsiniz. Belki de o
öğrencilerin yeni okullarına gitmek
için her gün servise binme durumları
olmayacaktır. Herkes bazıları gibi
parayla oynamaz. Herkes bazıları
gibi yan gelip yatmaz. Bakınız bu
öğrenciler mağdur durumdalar ve bir
an önce onları bu durumdan
kurtaracak birini bekliyorlar.
Umutları mı Peki?
İnanın umutları olmasaydı ben bu
yazıyı yazma gereksinimi duymazdım.
Kimler Kazandı?
Ani gerçekleşen bu olayda ne okul ne
de öğrenciler kazanmıştır. Her iki
taraf da zarar görmüştür. Lâkin
taraflardan birisi kendi zararını
kendisi belirlemiştir. İşte bu taraf
da okul yönetimidir. Öğrencinin
hemen yanı başında şirin okulu
varken, okuldan atılması kararı
alınıp öğrenciye tasdikname
verilmiştir. Bu durumda öğrenci ya
okulu tamamen bırakacak ya da
mecburen başka bir yerdeki okula
kayıt yaptırmak zorunda kalacaktır.
Eğer okulu bırakırsa hak veririm.
Çünkü belki de başka bir yerdeki
okula gitme durumu yoktur. Belki de
o şirin okul öğrenci için son bir
umuttu.
Her hata yapanı okuldan mı atmak
gerek, yoksa aksine davranıp
öğrenciyi kazanmak mı? Siz bu
sorunun cevabını düşünürken okulun
verdiği karardaki zararı anlatayım.
Okul yönetimince verilen bu kararda
öğrencilerin eğitim sistemine olan
güvenleri sarsılmıştır. Tehdit eder
gibi bakın gördünüz atıldılar,
sizler de atılabilirsiniz gibi bir
yaklaşım söz konusudur. Bu
öğrencilerde önümüzdeki süreçte okul
yönetimi ile olan iletişim
kopukluğuna neden olacaktır. Hatta
öğrenci velileri bunu etraflarına
yayıp okul hakkında eleştiriler
yapacaktır. Bu durum o şirin okul
için, yönetimi için, en basitinden
geleceğe vereceği nesiller için çok
önemli olsa gerek.
Ne Yapmalı?
Okuldan uzaklaştırılan öğrenciler
şuanda başka bir mahalledeki okula
gitmekteler. Geliş ve gidişlerde
zorluk çektiklerini ve
başarılarındaki düşüşü de bu olaya
bağlayacaklarını da bilmiyor
değilim. Bu durumda öğrenciye;
mademki okuldan atıldın o zaman okul
okuma demek isterdim. Lâkin günümüz
Türkiye'sinde biliyoruz ki bir
yerlere gelmek, kariyer sahibi olmak
gibi durumlar için eğitim şart.
O zaman bırakalım da okusun bu
öğrenciler. Okusunlar ki hayatın
tadına baksınlar.
Peki, bu öğrencilerin okullarında
eğitime devam etme hakları yok
mudur? Eğer yoksa okumasınlar o
zaman! Kim verecek bunun hesabını?
Kim onlara kariyer verecek? Lütfen
biraz mantıklı olalım! Bu olay
hepimizin başına gelebilir. Ben
istiyorum ki okul yönetimi bu
öğrenci kardeşlerimizi okullarına
geri alsın ve varsa bir kusurları
başka bir şekilde cezalandırsınlar.
Tabi okul yönetimi diyecek ki bu
MEB'in verdiği bir karardır ya da
yönetmeliğe aykırıdır falan. Tamam,
okul yönetiminin dediği gibi olsun.
O zaman da hata yapan herkesi
aramızdan dışlayalım. Mademki çözüm
budur o zaman da sonuca katlanmayı
da bilmeli.
Gündemde Var mı?
Türkiye'nin gündemi iki kadının
dedikodu yapması gibidir. Gündeme
baktığımızda siyasi parti
liderlerinin birbirleriyle
atışmaları, magazin ve saçma sapan
alakasız haberler. Bunlar gündemde
yer aldığı sürece hangi Allah'ın
kulu gelip bu yanlış eğitim sürecine
el atacak diye ben de meraklar
içersindeyim. İnşallah beyinlerin
asalaklığına neden olan 5+3+4 bir
an önce 5+5 hâlini alır.
Sonuç olarak diyorum ki herkes
mutlaka bir hata yapar. Ancak her
hatanın da bedeli hayatı değiştirmek
olmamalıdır. Hata yapanları
topluma kazanmak varken onları
toplumdan atmanın ülkeye hiçbir
faydası yoktur. Kendi
menfaatlerimizi düşünerek kararlar
alıp, başkalarının hayatlarına engel
olmayalım. Bu yalan dünyada herkesin
sadece bir hayatı vardır. Onu da siz
alırsanız kişi zaten bitecektir.
Umarım yetkili kurum ve kuruluşlar
bu yazımdan yola çıkarak bu öğrenci
kardeşlerime yardımcı olurlar. Belki
de yardımcı olmaları bana fayda
vermeyecek ama yapılan hatayı
düzeltmek 2 (iki) hayatı
kurtaracaktır.
"Bu yalan dünyada herkesin sadece bir hayatı vardır."