Geçen sene yani 12 Ağustos 2010
Perşembe günü sahur vaktinde çok
değerli bir arkadaşımın sözünden
yola çıkarak yazmış olduğum "Söz
Parmakta" adlı yazımı yeniden
derleyerek bu güzel 17 Ekim 2011
Pazartesi sabahında siz değerli
okuyucularımla paylaşmak istedim.
Yazıda söz kelimesi hedef seçilmiş
ve iki farklı alandaki söz
kelimesinin ilişkileri sohbet
havasında tarafımca yorumlanmıştır.
Umarım beğenirsiniz.
Sözümüz var, söz verdik, yemin
ettik... Günlük yaşantımızda bu tür
sözleri, ya kullanırız ya da bir
yerlerden duyarız.
Hayat ilk ve sondan ibaretken
taşıdığı dün, bugün ve yarın zaman
faktörlerinden hangisi ön plandadır?
Bu soruya hiç düşünmeden bugün
diyeceğimiz tartışılmaz bir hâl alır
ki yapabileceğimiz en iyi şeyi
yaşayarak anlarız ya da anlamaya
çalışırız. O hâlde bugün...
Söz dedik başladık konuya, yaşamak
dedik renk verdik konuya...
Hayatınız boyunca birine ya da
birilerine söz verdiğiniz oldu mu?
Olmadıysa bile söz vermenin ve
verilen sözde durmanın ne denli
önemli olduğunun da farkında
olmalısınız. Peki, birine söz
nasıl verilir? Söz vermek için
neler gerekir? Söz ile yemin etmek
aynı şeyler mi? Gördüğünüz gibi akla
bir sürü soru geldi. Söz gerçek
anlamda kalben verilen bir güvendir.
Ancak günümüzde söz bu amacından
sapmış durumdadır. Hâliyle bir şey
için bir güven sağlamak
istenildiğinde, söz verilir. Peki,
bu söz nasıl verilir sorusuna cevap
vermek istediğimizde; söz adından da
anlaşıldığı gibi söz kelimesini
telaffuz ederek verilir. Nasıl mı?
"Canım, söz bir daha
ayrılmayacağız." Evet, örnekte
de gördüğümüz gibi bir söz verilmiş.
Peki, bu söz gerçekten de reel
midir? Yaşadıkları sürece gerçekten
ayrılmazlar mı? Kişi neden sözden
korksun ki? Ve neden bu söze uymayı
denesin ki? Bu şekilde sorular
sorduğum için bana kızmayınız
lütfen! Ama sizler de bilirsiniz ki
bir şeyi sırf birileri duysun diye
de söylememek lazım. Hem ne demiş
atalarımız: Söz uçar, yazı kalır.
Söz verilir de verilmesine, peki bu
verilen sözlere ne kadar sadığız?
Bizlere neler oluyor? Biz mi söz
verdik yoksa sözler mi biz olduk? Ne
yazık ki sözler biz olduk. Çünkü
günümüzde söz verip de bu söze sadık
olmayan birçok insan karşı taraf
tarafından farklı bir şekilde
algılanmış ve birçok sorunlara yol
açmıştır.
Söz vermek için neler gerekli diye
sormak yerine kalben verilen bir
sözü sözle de mi söylemek gerekir
mi? Kesinlikle gerekmiyor. Kişi
zaten vicdanen sabrını koruyup
gereğini yerine getirirse bunu sözle
ifade etmese de mutlaka hisseden ve
bilen biri vardır.
Söz ile yemin etmek aynı noktadan
gelse de aynı kavramlar değildir.
Söz parmakta iken, yemin etmek ise
inançtadır. Daha da açıklama gereği
duymadan akıllardaki soru
işaretlerine bir nebze de olsa cevap
vermiş olduk.
Söz, söz, söz... Söz kelimesi o
kadar çok değerli ki birçok dalda
farklı anlamlar taşır ve birçok
kelimenin temeli yani kökü
görevindedir. Birazdan yazının
sonuna doğru bu anlamlardan birini
de öğrenmiş olacaksınız. Bunu
öğrendikten sonra belki de konu bu
muydu sorusu akıllara gelecektir.
Birine söz verdiniz diyelim. Peki,
gerçekten verdiğiniz bu sözü yerine
getireceğinizden emin misiniz ya da
ne kadar eminsiniz? Söz verdiğiniz
anda kapılar kapanır. Kişi ister
istemez üzerinde bir söz
sorumluluğunun olduğu bilincinde
olur. Tabi değerli okurum sözlerin
hepsi ebedi süreç taşır diye bir
kural yoktur. Kişi, "Söz
veriyorum bir ay sonra Van'a
geleceğim." derse; bir ay sonra
sözünü yerine getirdiğinde
üzerindeki sorumluluk da kalkar.
Sorumluluk dedim de çok da
tiksinmeyiniz! Çünkü asıl
sorumluluk bizleriz. O yüzden
kendimize güvenip ve gerçekten bir
sözü istediğimiz için veriyorsak
işte o zaman kalbimiz konuşur söz
verilene. Ve o zaman gerçek anlamda
sorumluluğun kapıyı açmakla hükümlü
olduğunu görürüz. Evet, yanlış
duymadınız kapı dedim; kalbimizin
kapısı. İşte o an çok mutlu
olursunuz. Sanki sanki tüm dünyaya
hâkim olmuş da her şeyi düzeltmek
gibi işte. Aslında bu duyguyu
anlatmak çok zor. Bunu yaşamak için
bulunduğumuz anı hedef seçelim.
Evet, bugünü ve hiç zaman
kaybetmeden hedef seçelim. Unutmayın
hemen şimdi...
Bazı sözler vardır incitir, bazı
sözler de vardır ki sadece yaşatır.
Değerli okurum söz dedik ve diyoruz
da ancak bizler yarının, hatta bir
saniye sonrasının bile teminatını
veremeyiz ki. Bizler kâhin değiliz
ve olmaya da çalışmıyoruz. Eğer
bizler insanoğlu olarak bulunduğumuz
şimdiki anın farkındaysak ne mutlu
bize ve ne mutlu ki söz sadece
parmakta. Yarının ve hatta bir
saniye sonrasının bile teminatını
veremeyiz dedik. O hâlde geleceğe
dair verilen sözler ne denli güvenli
ve doğruluk değeri taşıyor? Sizce
geleceğe yönelik söz vermek doğru
mudur? Bu soruda cevabınız hayır ise
neden söz kelimesini hayatınızın
güvencesi olarak kullanıyorsunuz ki?
Bir saniye sonrası da gelecek değil
midir? Gelecek dediğimiz şey
tahminden farklıdır diye düşünmedik
mi? Verdiğimiz bir sözü yerine
getireceğimizden nasıl emin
olabiliriz ki?
Bazıları söz verirken bir şartla
başlar ve reel düşünce akımında
yaşadığı ana göre hareket ettiğini
belirtir. Nasıl mı? "Eğer
ölmezsem verdiğim sözü yerine
getireceğim" diyerek. Çok
iddialı olmuş değil mi? Ama lütfen
alay ettiğimi düşünmeyiniz. Söz
veren herkes kendine güvenerek ve
iddialı bir şekilde sahneye çıkar.
Ancak sahnede alkış alır mı almaz mı
bunu sadece söz belirler. Sadece söz
belirler. Sadece söz belirler.
Eğer birine güvenmeniz gerekirse o
birinin illaki söz vermesi gerekir
gibi emin olmayan girişimlerde
bulunmamanızı öneririm. Zaten kalben
bir inancımız varsa ve şans vermeyi
biliyorsak kişinin alacağı güven
mutlaka güven ile sonuçlanır. Bunun
için ek olarak ya da şart olarak söz
vermenin bir manası yoktur. Aynı
şeyi tüm hayatımız için de
düşünebiliriz. Aynı şekilde
birbirine âşık iki kişi de
ayrılmayacaklarına dair söz vererek
kendilerini kandırdıklarının
farkında olmalıdırlar.
Ayrılmayacaklarını söze değil,
kalpten gelen inanca ve güvene
bağlamalıdırlar.
Hayata söz vererek değil, emin
adımlar atarak başlayalım. Bunu
yaparken de her zaman arkamızda
bıraktığımız bir geçmişin de
yaşandığını kabullenmeliyiz. Ne
dersek diyelim ve sizler ne
düşünürseniz düşünün sadece iki
kelime hayatınıza yön verebilir; söz
parmakta... Düşünmeyi bilmiyorsanız
ve diliniz yoksa bile bir işaret
sözünüz olmaz mı? Unutmayın her
zaman bir sözümüz var diyebilirsiniz
ancak her zaman söz parmağın da
olmayabilir. Çünkü etrafta belki de
sayısız parmak vardır. Hangi parmağa
söz verileceğini bilemeyiz.
Hatırladınız mı ne demek
istediğimi?
Söz hakkı hakkında neler biliyoruz?
Söz hakkına ne kadar hoş görülüyüz.
Bir sınıfı, bir konferansı ya da
diğer
toplu bir yer düşünelim. Bir
öğretmen ya da konuşmacı bir şeyler
anlatıyor. O an anlatıcı bir şey
sorduğunda genelde cevap vermek için
ben ben ya da hocam, öğretmenim diye
sesleniriz. Peki, herkes bu şekilde
davranırsa ortamda söz hakkı kimin
olur? Bırakın söz hakkını, peki
böyle bir ortamda huzur ne kadar ön
planda olur? Bana sorarsanız ben bu
tür davranışlara karşıyım. Madem
soruya cevap vereceksiniz, neden
parmak kaldırmayı denemiyorsunuz ki?
Aslında parmak kaldıranlar da
oluyor. Lâkin hem parmak kaldırıp
hem de hocam, öğretmenim diye
seslenmenin bir mantıklı manası
yoktur. Bu şekilde ortama
rahatsızlıktan başka bir şey
verilemez. Demek ki parmak kaldırmak
bir söz hakkı almaya yeterlidir.
O hâlde öğrendik mi sözün parmakta
da olduğunu ve hep parmakta
kalacağını.
Parmaklar kaldırıldı, parmaklar
içinde birine söz hakkı verildi. Söz
hakkı alan konuşurken müdahale etmek
ve söz hakkı almak için parmak
kaldırmak doğru davranışlar
değildir. Hem bir kural vardır bilir
misiniz? Birine söz hakkı
verildiğinde, kişinin konuşmasını
bitirmesini beklemeden başka
birileri söz hakkı istememelidir.
Söz hakkı isterlerse söz hakkı alıp
konuşuyor hâlde olana saygısızlık
yapmış olurlar.
Bazıları hayat öyle çok acımasız
diyorlar ki, sırf bu yüzden yazımı
yazarken sizlerin söze geniş bir
pencereden bakmanızı sağlamaya
çalıştım. Çünkü hayat acımasız
değildir. Çünkü hayat bir pencere
bakışı gibidir. Çünkü hayat sözlerin
sahnesidir. Ve hayat şimdi hepimizin
farkında olduğu andır. Hayat hiçbir
zaman acımasız olmadı, olamaz da.
Biz insanlar hayata penceremizden
nasıl baktıysak öyle gördük.
Kimileri bakarken geniş baktı,
kimileri de dar baktı.
Değerli okurum, umarım kırık
kalemimle sizlere sözün
hayatımız üzerindeki önemini
hatırlatmışımdır.
"Yaşamak, bulunduğun an içerisinde yapabileceğin en iyi şeyi yapmaktır."